22 Haziran 2017 Perşembe

PROBİOTİKLER TATİLDE

Probiotikler de tatilde 😹
Ben nereye probiotiklerim oraya!
Tatil yöresinin köylü pazarından taze çiğ süt alınır,bir güzel probiotiklerle mayalanır.Tüm yaz,
tıpkı kışın alıştığımız gibi,keyif ve sağlıkla geçer.Mutfak olanağınız yok ise artıbiotikler zaten zulada.Kaldığınız otelde,aynı marketlerde yaptığımız gibi,probiotik yoğurt  ayran kefir sorulur,şimdi artık her KALİTELİ  otel bu mayaların peşinde aaa sizde niye yok diyerek çok şaşırılır 😹Belki de kaldığınız tesisin yeme içme müdürü,ahçısı yada genel müdürü merak salar,ılık bir meltem eşliğinde sohbet konusu oluverir bizim Probiotik mayalar.Gdo'suz,steril ve çok ucuza mal edebilmek müşterisine de saygılı işletmeleri her zaman fazlasıyla memnun etmez mi?Yörede sağlıklı probiotik ürünleri sunan ilk tesis olurlar,konudan habersiz bilinçli müşterileri de gerçek probiotiklerin pahalı haplar değil  lezzetli yiyecekler olduğunu anlarlar.Bu sene olmasa da seneye probiotik gıdaları açık büfesine veya mönüsüne koymayanlar ayıplanır.Yazlıktaki sütçüye probiotikler öğretilir bir bardak probiotik ayran yada kefirle ve peyniraltı suyundan yaptığınız poğaça eşliğinde,kimbilir belki kapı kapı anlatır Ayşe hanımlar nasıl da şifa bulmuş neymiş bu probiotikler diye,onun da satışları artar belki probiotik peynire de heves ederler,peyniraltı suyunu duyan koşar.Meyve suları,püreleri fermente edilir.Konu komşu esnaf bilgilendirilir,daha da iyisi birazcık paylaşılır.Probiotikli fermente çilek sorbe yazın favorisi olur,ardından kavun karpuz sorbe ile damaklar şenlenir,yürekler ferahlar,en asık yüzler bile gaz sancısı çekmeyince gülümser,rahatlar.Yazlıktaki komşumuz kışın hiç hastalanmadığımızı öğrenince meraklanır sorar ve belki o da ailecek şifalanır sizin sayenizde.Sizin ufaklıklar sağlıklı güleç koşuşturup oynarken sırrınızı paylaşıverirsiniz huysuz çocuğuna deva arayan bir anne babayla.Cevaplar hep dosyalarda bir yukarda😃İmkan varsa sevilen sağlıklı yemekler yapan yörenizdeki lokanta sahibine kombiotik/probiotik yoğurtlar,kefirler bir tas verilir,tanıtılır.Kimbilir belki şifa bulmalarına vesile olunur,daha da iyisi onlar da şifa dağıtırlar.Keşke üzerinde can dostumuz Doğadan Bizim mayaları tanıtan logolu filan,basit kumaştan bez çantalarımız olsa da internetten sipariş verirken üç beş liraya aldığımız,kolumuza sırtımıza takıp fiyakalı fiyakalı gezebilsek,farkındalığı daha da arttırabilsek diye hayıflanılır.
Aylardır probiotikler ve fermantasyon tekniği sayesinde yüzümüz gülüyor.Sağlığına kavuşup dua edenler durmaksızın artıyor.Bilgiyi paylaşan,sevgi saygı dolu bilinçli bir grup olduk.Haydar Bey başta olmak üzere,Serdar Bey ve tüm ekibe,bu grubu değerli kılan tüm üyelerimize yürekten teşekkür ediyorum.
http://www.dogadanbizim.com/bizim-maya-urunlerimiz/Mayalar
Yukarıda probiotikleri yaygınlaştırma adına biz ne yapabiliriz üzerine naçizane birkaç fikrimi paylaştım.Kimbilir sizlerde ne yaratıcı fikirler vardır.
Ben mayamı çaldım,tutmasını bekliyorum.Biz yurdun dört bir yanına tatile gezmeye giderken, probiotikler evde mi kalsın?Bayram geliyor,onlar da bayram yapmasınlar mı 😃
Sevgiyle kalın.
Yeşim Güriş

16 Haziran 2017 Cuma

TARIMDAN Bİ-HABER!

Tarımdan haber sayfasında bir haber var ki,tarım konusunda karar veren yetkililerin tarımdan eğer tırnak içinde ,kötü niyet yok ise,ne kadar bihaber oldukları bir kez daha haykırıyor!!!
Arsenikli pirince şükreder hale geleceğiz...Atalık tohumlarımızın yok olması için bir hamle daha. GDO'lu tohumlara köle edilme yolunda bir adım daha.Karakılçık ve siyeze elveda.İthal buğday ve diğerleriyle Gluten intoleransı,çölyak ve daha nice insan açgözlülüğü nedeniyle oluşan hastalıklara merhaba.?.



Mutlu olsun diye çocuğunun eline tutuşturduğu mısırın dizi sayısının 21 olduğunun farkında bile olmayan,deli gibi çalışıp zar zor kazandığı para ile satın aldığı gıdaların kanser başta olmak üzere çeşitli hastalıklara neden olduğunu hala algılamayıp,son parasını da tedaviye harcayıp sürünerek öldürülen bir topluma dönüştüğümüzün kaçımız ayrımında?Çiftçimizin yüksek maliyete mahkum edilmiş acınası haline yeni bir öldürücü darbe de bu son karardır.Kimse üretmesin,köyden kente göç daha da hızlansın.Sağlıksız,mutsuz,cahil insan sayısı artsın...8'lik hatta 12'li atalık mısırı sadece hayvan yemi olarak üretir hale düşmemizin sebebi nedir?
Pırlantada 0 vergi,ithal buğdayda 0 vergi...Sanırım pırlanta satın alanların tarım ürünlerini ithal etmelerine hepimiz sağlığımızdan ve yeri doldurulamayacak atalık tohumlarımızdan vazgeçerek fazlasıyla katkıda bulunacağız.
Herşeye bir şehitlik yaftası yapıştırılıyor ya,bu sefer durum afedersiniz tam Niyazilik...
Buyrun okuyunuz efendim ....
Milliyet gazetesinden Duygu Erdoğan'ın haberine göre, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, CNN Türk canlı yayınında enflasyonun düşürülmesi amacıyla gerektiği takdirde buğday ve diğer tarım ürünlerinin sıfır gümrükle ithal edilebilmesi düzenlemesinin uygulamaya girdiğini söyledi. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi de yaptığı açıklamada, gıdada Türkiye'de üretimi korumak şartıyla, spekülasyonu engelleyecek şekilde ithalat vergilerindeki yüzde 70-130'dan yüzde 20-30'a düşüşün bugün-yarın gerçekleşeceğini ifade etti.
Bir süre önce artan fiyatları nedeniyle kuru fasulye ve kırmızı biberde gündeme gelen ithalat hamlesi, Türkiye için 'stratejik' ürün olarak gösterilen buğdayda gıda enflasyonunu düşürmek amacıyla yeniden uygulamaya alındı. Buna göre, buğdayda yerli üreticiyi korumak için yüzde 135 olan vergi gerektiğinde ithal edilebilmesi için sıfırlanacak.
'ÜRETİCİ ZORLANIR'
Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım, konunun bir süredir Gıda Komitesi'nde konuşulduğunu hatırlatarak, dönemsel artışların gümrük vergisinin düşürülmesi yoluyla kontrole alınması üzerinde durulduğunu söyledi. Yıldırım, buğdayda ise üretimin gümrük vergisiyle korunduğuna dikkat çekerek, “O zaman Türkiye kısa süreli fiyatı düşüreyim derken orta ve uzun vadede yerli üretiminden olur. Kısacası bu verginin sıfırlanması, Türkiye'de buğday üretilmemesi demek. Böyle bir durumda da bugün ucuza aldığınız ürüne yarın ithalat bağımlısı olursanız, uygun fiyatlar birden çok yüksek fiyatlar olarak karşımıza çıkar" ifadelerini kullandı. Uygulamanın ayrıca, 'milli tarım' programına uygun olmadığını kaydeden Yıldırım, “Enflasyon artışında nedenlere değil sonuçlara bakıyoruz. Tam da buğday hasadı başlamışken bunların konuşulması sorunlara neden olabilir" dedi.
'SİSTEMİN ÇİFTÇİYİ KORUYACAĞINDAN EMİNİM'
Türkiye'de yılda ortalama 19 milyon ton buğday üretimi var. Tüketim de 19 milyon ton civarında. 4-5 milyon ton civarında da ithalat yapan Türkiye, bu ürünleri un ve makarna yaparak ihraç ediyor. Orta Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar İhracatçıları Birliği Başkanı Turgay Ünlü, gıda enflasyonunun önemine vurgu yaparak, özellikle aracıların bu sistemde büyük kazançler elde ettiğini dile getirdi.
Ünlü, sanayici ve çiftçinin bu nedenle çok daha az kazandığını belirtirken, “Alınacak karar doğru bir karar. Kararın çok düzgün sistemler üzerine kurularak çiftçilerin özellikle korunduğundan eminim. Sayın Bakanımızla da bu konuyu paylaştığımız için biliyorum. Nihat Zeybekci çiftçiye zarar getirmeyecek uygulamaları detaylı şekilde biliyor" diye konuştu.
Sevgiyle kalın,
Yeşim Güriş

8 Haziran 2017 Perşembe

TRAKYA'YA KURULACAK YENİ TERMİK SANTRALLER


Biri bitmeden diğer bir felaket hortlatılıyor,Zeytinlerimize yapmayı planladıkları soykırımı yazacakken termik santral rezaleti ile yine sinirlerimiz tavan yapıyor malesef.
Vize-Çerkezköy-Silivri...Üç yeni kurban daha...Üç lüzümsuz yeni termik santral.Akciğer kanserinden ölecek olan çevre halkı istemiyor,bakan ise açıklama yapıyor,yeni nesil filtreler süper.Caaanım otlaklar,meralar,ormanlar,akarsular,ağaçlar,tarlalar,hayvanlar istemiyor,bir milletvekili ise korkmayın canım,her yeri beton yapmayacağız diyor sanki konu sadece betonlaşma imiş gibi yüzeysel bir kavrayışla...Konu ile ilgili birçok yazı okuyorum,vicdanlı,sağduyulu insanlar çığlık çığlığa kıymayın yeter diye haykırırken bunlar birinci köprüye de karşı çıkmıştı,ilerlememize engel olan vatan hainleri klişesi hemen sümen altından manşetlere servis ediliyor...

Aşağıda bu termik santrallerin neden kurulmaması gerektiğini çok iyi anlatan bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.Hilmi Dinçer'in kalemine,yüreğine,emeğine sağlık.Soğuk hava çökelmesi de neymiş sayesinde öğrenmiş oluyoruz...
http://www.devrimgazetesi.com.tr/trakyaya-kurulacak-termik-santraller/
Sevgiyle kalın
Yeşim Güriş.



Vize ile Çerkezköy/Silivri arazisinde kömür ile çalıştırılacak termik santral kurulacakmış! Tesisler çok temiz olacakmış! Ortalığı kirletmeyeceklermiş! Havamız daha temiz olacakmış! 20 000 kişiye iş bulunacakmış! 7,8 milyar dolar para kazanılacakmış! 30 yıl sonra da her yanı güllük, gülistanlık olarak bırakıp, gideceklermiş! Sevinmemek elde değil. Epeyce düşünüp, değerlendirdim. . . .
Trakya’nın ürettiği enerji yetmiyormuş! Trakya’daki elektrik enerjisi santralları boşuna doğalgaz yakıyorlar herhalde. Oysa Hamitabat termik santralı Trakya’nın ve İstanbul’un ihtiyacını karşılıyor. Fazlasını da ihraç ediyor.
Kömür ocakları açılınca her yer güllük, gülistanlık olacakmış! Bulgaristan’daki kömür ocaklarının tarım alanlarını nasıl yok ettiklerini bütün dünya görüyor da, biz görmüyoruz.
. . . . . biri kuyuya bir taş atmış. Hadi bakalım dokuz akıllı taşı çıkarmağa uğraşın demiş.
Bir termik santralın emisyonu 6 katlı bir apartmanın karbondioksit ve karbonmonoksit salım değerlerinden daha düşükmüş. Keşan’daki hava kirliliğine bakarsanız, adamcağıza inanabilirsiniz. Ama; kazın ayağı öyle değil tabii. Fakire, fukaraya kaliteli “sadaka kömür” verin, belediyenin de elini kolunu bağlamayın, bakalım Keşan’ın havası nasıl olur? Çan’daki hava kirliliğine ne buyuruyorsunuz? Niçin Limanköy’de hava kirliliği yok? Orada da kış ayları soğuktur. Sobalarda kömür yakılır. Ama rüzgâr dumanı alır götürür. Keşan ve Çan’da soğuyan hava içindeki kirletici gazlarla birlikte çökelir. Vize, Saray, Çerkezköy ile tüm iç Trakya’da da soğuyan hava alçak araziye çökelir. Kırcılık yapmadığınız için bilemezsiniz beyler. Yaz aylarında bile iç Trakya’da çiğ düşer. Hani şu Frenkçe “inversion” dediğiniz, Türkçesi “soğuk hava çökelmesi” olayı. Bu olayı bilmiyorsanız, Trakya’yı ve insanını tanımıyorsanız; “bağa destursuz girmeyin”. Trakya’lılar kibar insanlardır. Bir şey demezler. Gülümserler!
Türkiye’deki termik santrallardan birçok örnek vermek mümkündür. Aşağıda sadece Yatağan termik santralı ile Soma termik santralini örnek olarak dikkatinize sunuyorum.
Yeni nesil termik santrallardaki teknik gelişmeler bacadan çıkan gazları azaltıyor gibi görünse de bu yeterli değildir. Bacadan çıkan karbondioksit iklimi değiştirmektedir. Bacadan çıkan ince tozlardaki ağır metaller insanların ve diğer canlıların sağlığını etkilemektedir. Kömür ocağı ve kül atıkları tarım, otlak ve orman alanlarına dökülmektedir. Kömür ocağı ve kül atıklarından sızan asit maden sularının taşıdığı ağır metaller çevreyi ve içme sularını kirletmektedir.
Yatağan termik santralının baca gazları Bencik Dağı’ndaki kızılçam ormanı kuruttu. Orman alanı yeniden ağaçlandırıldı. Dikilen fidanlar da kurudu. Kurumayanlar ise (servi fidanları) sarardı.Yatağan termik santralından çıkan küller orman ve tarım alanına yığıldı. Kül dağı salkım ağacı ile ağaçlandırıldı. Külün içerdiği radyoaktif elementlerin varlığı ölçülebiliyor. Kül yığınındaki ağır metaller sulama, yağış ve sızıntı suları ile çevreye karışıyor.
Soma termik santrallarının bacalarından çıkan gazlar (co₂, so₂, nox)ile ince toz ve içindeki ağır metaller halkın akciğerlerine gidiyor. Orman ağaçlarını kurutuyor. Meyve ağaçlarını, zeytin ağaçlarını ve sebze bahçelerini etkiliyor. Olumsuz etkileri Kozak’taki fıstık çamlarını bile kurutuyor!.
İç Trakya 8 termik santral kapanı arasında yaşamak zorunda bırakılıyor ve aşağı Trakya’da toplam 37 doğal gaz santralı var. Bunların toplam kurulu gücü 5059,08 mw... Hepsi özel santrallar. Kömür santralını çalıştırınca, özel şirketlerin santralları kapatılamaz. Kömür santralını kuran firma elektriği satıp, parasını kasasına koyacak!.
Hamitabat doğalgaz santralının ürettiği elektriğin yarısını Trakya kullanıyor. Diğer yarısı da istanbul’a veriliyor veya dışa satılıyor. Trakya’da enerji açığı yok. Firmaya “Hamitabat santralı özelleştirildi. Santralını kapat” diyemezsiniz. Doğalgaz kullanımını azaltamayacaksınız. Kömürden elde edilen enerjiyi satıp, 7,8 milyar dolar hesapladığınız parayı kazandıracaksınız. 30 yıl sonra da bize tahrip edilmiş bir doğa ve hasta insanlar bırakıp, gideceksiniz!
Kapalı yerde insanlarımıza zarar vermemek için sigara içmiyoruz. Termik santral kurup, baca gazları ile boğulacağız. Termik santralın çam ibrelerine yaptığı etkiye baktığımızda klorofilli hücrelerini sülfürik asitin yakıp, karartmış olduğunu görüyoruz. Bu insanların solunum yollarına neler yapmaz? İnsanlarımızı aptal yerine mi koyuyorsunuz ?
Başka bir konu: Termik santralın soğutma suyunun nereden alacaksınız? Bu ölçekteki bir termik santralda kuru soğutma yapmak mümkün müdür? Kuru soğutmanın maliyeti nedir? Anlatsanız ya! Bu işi ihale edeceğiniz firmanın ÇED raporunu bir görsek . . .
Bizim yeraltı suyumuzu kullanacaksınız.
Kömürü zenginleştirmek için yıkama suyunu nereden bulacaksınız? Yeraltı suyu kritik derinlik seviyesine indiği için Devlet Su İşleri yeni kuyu açılmasını yasakladı. Kömür yıkama suyunu hangi dereye akıtacaksınız?
Bulgaristan’daki Maritza termik santrallarının kömür yıkama suyu ile Meriç nehrini nasıl kirlettiklerinden haberiniz var mı? Kaldı ki; Yer altı suyunu çekip, kömür yıkarsanız, çiftçimiz tarım alanlarını sulamak için suyu nereden alacak? Ekmek için buğday, yağ için gündöndü, şeker için pancar üretmek, insanımızı beslemek gerekiyor. Biliyor musunuz? Veya duydunuz mu ? ? ? Buna öncelikli kamu yararı derler.
Sonunda başımıza gelecek işler var. Kömür termik santrala verilince halk ne ile ısınacak? Kömür 30 yıl sonra bitince halk ne ile ısınacak? Ama yıkanıp, güzelleşmek için kömür ürünleri de varmış! Termik santral kömürleri kapatınca, biz de kaloriferli daireleri satacağız! 30-40 yıl sonra açık kömür ocağı işletmesinden arda kalan alan ve durumun değerlendirmesine bakarsak, şu sonuçlarla karşılaşabiliriz:
1- Tarlalar gitti.
2- Köylüler göç ettiler.
3- Ekmeklik buğdayımızı, yağ için gündöndümüzü ithal edeceğiz.
4- Isı değeri düşük kömürden enerji üretmek ve birilerine para kazan-dırmak için toprağımızı yok ettik. Köylüyü göç ettirdik.
5- “Üstün kamu yararını” bırakın. Kamu kalmadı ki; yararını konuşalım.
Çerkezköy termik santralı 30 yılda kömürleri yakıp, bitirdikten sonra ne ile ısınacağız? Uyanıklar, paraları alıp gideceksiniz. Bize de üşümek düşecek. Biz Trakyalılar, düşündük ve sonunda ülkemizin yerli, temiz ve ucuz hidroelektrik enerjisinin daha uygun olacağına karar verdik. Neden mi? Açıklayalım: Doğalgaz çevirim santralı olan Hamitabat’ta üretilen elektrik enerjisini interkonnekte sistemden ülkenin öbür ucuna kadar gönderiyorsunuz da, ülkemizde barajlardan üretilen hidroelektriği niçin Trakya’ya gönderemiyorsunuz? Beyler! eğri oturup, doğru konuşalım. Türkiye yapabileceği hidroelektrik üretiminin ancak % 35 kadarını üretebiliyor. Öyleyse: millî enerji programına dönelim. Barajlarımızı yapalım. Sanayimizi ucuz ve temiz enerji ile destekleyelim. Kömür santralı yapmak ve üç kuruş para kazandırmak için Trakya’yı elden çıkarmayalım. Halkımızı toprağından, köyünden göç etmek zorunda bırakmayalım.
“Ben Trakyalıyım” diyen herkes adına, bir Trakyalı Prof. Dr. Doğan KANTARCI
*Hilmi Dinçer tarafından Trakyalı Profesör Doktor Doğan Kantarcı’nın yazısından derlenmiştir.

1 Haziran 2017 Perşembe

KOLOSTRUM/AĞUZ KREP VE DÜRÜM


Sevgili sütçümüz Aysun sayesinde bugün bir şımarıklık yaptım.Azıcık donmuş kolostrumum vardı.Geleneksel pişirme yöntemi ya tencerede çok kısık ateşte saatlerce karıştırarak yada fırında yine benmari usulü pişirip servis etmek.İnternette kopyala yapıştır tarifler dışında birşey de bulamayınca iş başa düştü.Yazıştığımız süt gurubumuzda özellikle çocukların da severek yiyebilmesi için içine meyveler katılarak genelde muhallebimsi yada dondurma şeklinde kolostrum tarifleri oldukça yaratıcıydı.Daha önce fırında pişirdiğimde kolostrumun elastiki yapısından da cesaret alarak krepimsi omletimsi ince bir katman hedefledim.Kolostrum direk tavaya dökülünce yapışkan garip bir hal aldığı için içine  bağlayıcı olarak yumurta koydum,çırptım,tel süzgeçten de geçirmeyi ihmal etmedim.Yarım litre kolostruma 3 yumurta kırdım.Kimyasal bir reaksiyona sebep olmamak için tuz dahi eklemedim.Krep tavasında erittiğim az tereyağ ile denemelere başladım.Çok kızgın tavaya bir kepçe döküp,en büyük gözde, kısıkta pişirdiğimde en iyi sonucu aldım.Krep gibi çok çok ince döktüğümde yapı parçalandı.
Normal krepten bir tık kalın,çok ince omlet gibi pişirdiğimde sanki içinde un varmış gibi alt pişerken,üst kısım da matlaşmaya başladı ve minikçe göz göz oldu.O zaman dikkatlice spatula yardımı ile çevirdim.Havaya atıp çevrilebilecek kadar birbirine kenetlenmedi.Diğer tarafı da pişirince tekrar havada bir takla atabilecek bütünlüğe kavuştu.(Başka bir zaman kuru maya ile akıtma tarzı,geceden mayalayarak ta denemeyi planlıyorum.Daha da elastiki ve daha zor parçalanan bir yapıya sahip olacakmış gibi geliyor.Lezzet açısından daha da hoş bir tat yakalanabilir ki bu haliyle de çok ama çok lezzetli kolostrum)


Evdeki domates reçelini ceviz ve bademle ince kıyıp,rulo haline getirdim.Tatlı olarak seçenek o kadar çok ki.Canınız ne çekerse.Light labne peynire azıcık pudra şekeri ve taze çilek,yada kuru kayısı ve antep fıstığı.Canınız çikolata çekti ama sağlıklı olsun derseniz damak zevkinize göre bir miktar keçiboynuzu unu,dilenirse daha güçlü bir tat için kakao,biraz hindistancevizi yağı,vanilya özütü,biraz kırılmış fındık ve azıcık ta soğuk su ile birleştirdiniz mi harika bir tat elde edersiniz.Çocuklar bayılır ve rafine şekersiz gönül rahatlığı ile yedirebilirsiniz.



Tatlımız hazır ılınırken etli bir dürüm ağuzdan olur mu,neden olmasın dedim.Buğday unu kullanmadığım için( ki dileyen göz kararı katabilir) yulaf kepeği kattım aynı karışıma.Bir kepçe sıvı için bir tatlı kaşığı kadar.O da çok rahat pişti ki una oranla dağılmadan pişirmek için kepek daha zor bir malzeme.Piştikten sonra biraz dinlendirilirse yapısı daha da sağlam oluyor.Soğanla sotelediğim etleri probiotik lahana turşum ve ince doğradığım maydanozla birlikte krepimsinin içine koydum.Az balzamik sirke,biraz eski kaşar rende,hooop yine sardım  ve kopmayan,sanki lavaşta etli dürüm yer gibi,elastiki,sağlıklı bir dürüm elde ettim.Hatta hemen çatalsız bıçaksız elle yiyerek sağlamlığını test ettim 😹
Olurda mızmızlık yapan bir yumurcağa ağuz yedirmek isterseniz,sanırım bu tarifler amacınıza ulaşmanıza yardımcı olacaktır.

Yemek yapmanın en sevdiğim yanı tek sınırın sizin hayal gücümüz olması.Doğaçlama yaparken bodoslama bir duvara da çarpabilirdim ama bu sefer şansım yaver gitti ve sevgili Aysun'un kızçelerinin kolostrumunun tek bir damlasını dahi ziyan etmeden kendime göre lezzet şölenine dönüştürüverdim.
Afiyet kas olsun herkese.

Sevgiyle kalı,
Yeşim Güriş


31 Mayıs 2017 Çarşamba

SOLUCAN GÜBRESİ,BOKASHİ,PROBİOTİKLER



Probiotiklerin insan sağlığına faydasını deneyimleyerek daha da iyi anlamaktayım.Geçtiğimiz günlerde İstanbul Permakültür Kollektifi'nin (İPK) hazırladığı iki seminere katıldım.İlki sayın Haydar Yılmaz Beyin probiotikleri anlattığı,herkesin nefesini tutup dinlediği harika bir seminerdi.
2.Beynimiz:Bağırsaklarımız grubunda aylardır okuduğum,öğrendiğim bir çok bilgiyi hem tekrar etmiş oldum hem de çok yeni bilgiler öğrendim.Kendisine buradan da tekrar teşekkür etmek isterim.

Pembe Domates Ağı ile başlayan organik tarıma olan ilgim,yıllar içinde beni konuyla ilgili daha da derin okuyup araştırmaya itti.Monsanto gibi canavarlar karşısında,ekonomik olarak küçük üreticinin boynunu bükmeyecek olan atalık tohumlar ve solucan gübresi konusu ısrarla tekrar tekrar gündeme getirilmeli.Tohum yasasının ülkemize hizmet etmediği aşikarken yine aynı erkin,solucan gübresini "şu anda" destekliyor olması kafa karıştırıcı.Hiçbir şeyin güvencesi yok tabi,zaman ne gösterecek bilinmez...

İPK çatısı altında katıldığım ikinci seminer ise sayın Prof. Dr. Volkan Dündar beyin sunduğu Solucan gübresi  vermikompost atölyesi idi.Yine nefesimizi tutarak çok değerli bilgiler aldık grupça.
Anladım ki benim bu bokashi  kompostu tekniğini de çok iyi öğrenmem lazım.Fototropik bakteriler hakkında hiçbirşey bilmiyorum.Hocayı dinlerken birden zihni sinir projeleri çakmaya başladı zihnimde.Eğer 20 ye 1 oranındaki karbon azot karışımına bu bakterileri de ekleyebilirsem hem solucan maması hem de gübresi çok daha verimli olabilir.Konu benim için daha çok yeni,araştırmaya başladım kim daha önce neler denemiş diye.Tabi ph seviyesini çok iyi ayarlamam lazım.Kaş yapayım derken göz çıkarmayayım.


Atölyenin sonunda hocamız bize saf kan Eisenia Foetida yani kırmızı Kaliforniya solucanları verdi.Bıcırıkları yaşatmaya çalışacağım ev ortamında.Tabi benim kuyruklu iki kızım izin verirlerse.

Nereye gidiyor bu ülkenin hali,aman battık,sonumuz geldi demek yerine ufak ufak ta olsa birşeyler yapmak lazım.Sonumuz geldi dediğimizde belkide,minicik bir atalık tohum yada önemsiz,hatta iğrenç sayılan üç beş solucan kurtaracak dünyamız üzerindeki yaşamı.

Sevgiyle kalın
Yeşim Güriş

23 Mayıs 2017 Salı

SLOW FOOD LETTER,BIOLOGICAL DIVERSITY

Slow Food ne güzel yazmış...
Sevgiyle kalın,
Yeşim Güriş

Image
International Day For Biological Diversity:
Endangered Foods
During the Irish potato famine of the 1840s, socio-political challenges and a disease known as potato blight obliterated the dietary staple for one-third of the population, resulting in the deaths of about 1 million people. Over a century later, in 1970, Southern corn leaf blight destroyed 25 percent of domestic corn.
 
From 2006-2007, an estimated 45 million pigs were killed or destroyed when Chinese hog farms succumbed to porcine reproductive and respiratory syndrome.
 
And, last year, the outbreak of stem rust that hit wheat crops in southern Italy was the biggest Europe has seen in more than 50 years and may have spread through the largest wheat-producing region in the world. 
Image
More recently, coffee leaf rust—a fungus that has crippled the economies of coffee-growing countries and resulted in states of emergency in Costa Rica, Guatemala, and Honduras—was confirmed last week to have resurfaced in a variety of coffee originally planted across Honduras since the 2012 fungal epidemic because of its resistance to the pathogen.
 
Reliance on a handful of varieties or species increases vulnerability in agriculture, yet according to the Food and Agriculture Organization of the United Nations, three-fourths of the world’s food comes from just 12 plants and five animal species. These changes are a reflection of the loss in agricultural biodiversity—an erosion of diversity in every component that makes food possible—from reduced microbial activity in soils to disruptions in pollinator populations and the increased hybridization and consolidation of the plants and animals we raise for consumption.
 
Globally, we cultivate less than 1 percent of 30,000 edible plant species. Over half of the calories we consume from plants come from wheat, corn, and rice, while 90 percent of the calories we derive from animals come from less than half of the birds and mammals we’ve domesticated for food. 
Image
This reduction is most evident in monoculture fields of wheat, rice, corn, soybeans, and palm oil—crops that researchers who analyzed 50 years of data on what 98 percent of the world eats have coined the “global standard diet”. 
But it also shows up on store shelves. We may see an exotic fruit or vegetable in the produce aisle, but dietary staples are increasingly uniform, part of the global trend toward sameness.
 
For example, 90 percent of the dairy cows behind our milk, cheese, ice cream, and yogurt are from just one breed, the high-yielding Holstein-Friesian
 
What looks like diversity is often just a diversity of flavors, not actual inputs.
 
These shifts are, in large part, the effects of an industrialized agricultural system that prioritizes scale and efficiency. 

These qualities are important and have helped alleviate extreme hunger in certain regions, but mega-plantations of monocrops and uniform animal feeding operations also reduce the capacity of plants, animals, and other organisms to respond to environmental changes. (One pest or disease can wipe out everything—a scenario likely to be exacerbated due to climate change.) And, as history has shown time and again, the system offers no guarantee of food security.
 
Although agribusinesses and aligned supporters highlight the industrialized model—and the cheap food it generates—as the only way to feed our growing population, the research is more nuanced. Worldwide, we produce more than enough calories to feed everyone on the planet today, as well as the population of 9.6 billion we anticipate by 2050. For those who are hungry, the challenge is not only availability, it’s access: food, and the resources required to buy food, aren’t efficiently or equally distributed. This is why farmers, migrant workers, and restaurant employees are—paradoxically—among the hungriest people in the world. 

The greatest hedge against food insecurity is not simply growing and raising more food, but building greater diversity and resilience in what we cultivate. 

Image
This includes expanding beyond a standard diet where crops are bred for yield and environmental response (such as drought-tolerance or pest-resistance) to the reasons we actually favor one food over another—because of how they make us feel and how they taste. 
 
An analysis of the diets of more than 93,000 children from 21 countries across Africa by the Center for International Forestry Research shows that young people who live in areas with greater tree cover, and access to greater biodiversity, have more nutritious diets, even when household incomes are low.
 
Flavor does not hold comparable physiological merit, but we know deliciousness matters.
 
Food is history, memory, and identity. It feeds many hungers. Diversity, on every level, increases our capacity to respond to challenges.

No country in the world is self-sustaining in regards to the genetic resources needed to improve crops and breeds and feed the world. On this International Day for Biological Diversity, we have the opportunity to celebrate not only what we have, but who we are. We are interdependent; we nourish each other.

 Simran Sethi
Simran Sethi is the author of Bread, Wine, Chocolate: The Slow Loss of Foods We Love (HarperOne, 2015) highlighting the loss of agricultural biodiversity through stories of bread, wine, coffee, chocolate, and beer recently translated into Italian by Slow Food Editore. She is a fellow at the Institute for Food and Development Policy and the creator of the chocolate podcast, The Slow Melt. She will be speaking about how we can save biodiversity in foods by savoring them at Slow Food Nations in Denver, USA in July.

22 Mayıs 2017 Pazartesi

DÜNYA BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK GÜNÜ



Bugün Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü.
Buğday Derneği altını kalın kalın çizerek hatırlatıyor alttaki yazı da onlardan alıntı.
Lütfen tercihlerimizi yaparken bencillikten uzak duralım.Toprağımıza,atalık tohumlarımıza,kadim bilgilere ve uygulayanlara sahip çıkalım.

"Toprağın korunması, biyolojik çeşitlilik açısından büyük önem taşıyor.

Toprak, doğanın en karmaşık ve en fazla çeşitliliği barındıran ekosistemlerinden biri. 3 cm toprağın oluşması 1000 yılda gerçekleşiyor.

Sürdürülebilirliği olmayan, konvansiyonel tarım uygulamaları nedeniyle her geçen dakika, 30 futbol sahası kadar toprak kaybediyor ayrıca toprağı kirleterek hem kendimize hem de diğer canlılara zarar veriyoruz.

Ekolojik tarım ise bize bu yok oluşu durdurma ve toprağın bereketini, verimini ve sağlığını koruma ve arttırma şansı veriyor. Ekolojik tarımın biyolojik çeşitliliği arttırdığı, toprak sağlığını güçlendirdiğini ve enerji kullanımını azalttığı çeşitli araştırmalarla da gösterilmiş durumda. Çünkü kimyasal ilaç kullanılmayan ekolojik tarımda esas olan su ve doğanın döngüsüdür.

Unutmayalım, tercihlerimiz tüm canlıların geleceğini belirliyor..."
http://www.bugday.org/portal/index.php

Biyo çeşitliliğin önemi,monokültür tarımın zararları ancak felaketler başımıza gelince anlaşılıyor sanki.Nedense hala ders alan da çok yok.İrlanda patatese dadanan bir virus nedeniyle kıtlıkla başetmek zorunda kaldı.
Konu ile ilgili okumak isterseniz birkaç bağlantı da ekledim.Slow Food'un Essedra projesi ilginizi çekebilir.
https://www.essedra.com/tr/biyocesitlilik/biyocesitlilik-nedir/
Tabi konunun politik boyutu da ayrı bir konu.
http://www.ekodialog.com/Makaleler/buyuk-irlanda-kitligi-makale.html

Sevgiyle kalın
Yeşim Güriş