17 Nisan 2017 Pazartesi

16 Nisan 2017 Pazar

15 Nisan 2017 Cumartesi

EV YOĞURDU FAYDALIDIR AMA PROBİOTİK MİDİR?



Hep aynı şarkıyı ve bir tek o şarkıyı  söylemek,yeni bir şarkı söylememek veya dinlememek bir süre sonra sizi bilmem ama beni sıkar...
Evde yoğurt yaparken her nedense konu mayaya gelince yıllarca aynı şarkıyı söylediğimizin farkına bile varmıyoruz,yeni notalar keşfetmekten kaçınıyoruz.Konu az bilinen probiotikler olunca da ninni söylemekten öteye ne yazıkki geçemiyoruz.
Sütümüzü doğru maya ile uyutacağımıza bazen kendimizi mi uyutuyoruz?
Evet ninniler çok güzel ama onlar bile içlerinde katagorilere ayrılmıyor mu?Beyni en çok uyaran geliştiren anne şefkatinin yanında,hangisi acaba?
https://m.youtube.com/watch?v=ae2edL0CvsM
https://m.youtube.com/watch?v=0DKbbCUG0zo
https://m.youtube.com/watch?v=t894eGoymio
Paketlenmiş gıdaya tabiki karşıyız,bilinçlendiğimiz ve doğru bilgi sahibi olduğumuz andan itibaren
evimize,sistemimize paketlenmiş,işlem görerek form değiştirmiş sağlığımıza zararlı  hiç bir şeyi sokmuyoruz,kimseye de yedirmiyoruz.
En basiti Gündönümü çiftliğinden gerçek yumurta alıyoruz eğer şanslı isek.Evimize karton kutusunda paketlenmiş olarak gelmiyor mu?Yoksa Serdar ve Sarah balkonunuzda mı yumurtlatıyor tavuklarını 👻
Aysuncuğumuzun eşsiz sütleri için salonda inek te sağmıyoruz...Steril bir şekilde şişeleniyor.
Sapla samanı iyi ayırt etmek lazım.
Binbir zahmetle ayrıştırılan probiotik bakterileri kese kağıdına koyup bizlere ulaştırmak gibi saçma bir düşünce olamayacağına göre,tabiki liyofilize yöntemi ile,GDO suz,en saf ve taptaze haliyle sadece minik poşetlere koyarak bize ulaştırılmasına neden bazılarımızca şüpheyle bakılıyor,anlamak mümkün değil.Komşu teyzenin mayasını alırken tırnaklarının temizliğine veya senelerce kullandığımız kötü bakteri yuvası tahta kaşığımıza bakmıyoruz,kontaminasyonla ilgili hiç şüphe duymuyoruz ama steril pırıl pırıl probiotik bakteri sırf paketin içinde diye,NBŞ li,GDO lu,koruyucu madde dolu bir kutu bisküvi ile acımasızca kıyaslayıp bir anda probiotik mayaları market maymunu ürünlerle haksızca aynı seviyeye indiriyoruz!
Lütfen bir durun.Düşünün.Anlayın aradaki farkı ve yapılan haksızlığı.
Endüstriyel paketlenmiş ürün nedir bir daha araştırıp,konuyu tam öğrenmekte fayda var.Bir de eczaneden satın alınan Reflor benzeri probiotik bakterileri suyla karıştırmak gerekirken süte katan ve bu bakterilerin fermente olduğu yanılgısına düşenler var ki burdan bir kez daha uyarmak lazım.Lütfen okuyunuz ve yazılanı uygulayınız ki fayda görünüz...
Her çömlek içinde,tahta kaşık yanında bir parça çuvalın üzerinde sunulan şey gerçekten organik ve sağlıklı mıdır,algı yönetimi nasıl yapılır,sübliminal mesajla neler olduğundan daha iyi veya daha kötü gösterilir bir daha düşünmek lazım...
Isıl işlem görmüş market sucukumsu şey de bir zarın içinde ve nitrat yuvası,fermente has sucuk ta kurutulmuş bağırsağın içinde.Ama ikinin arasında dağlar kadar fark yok mu?O zar olmadan anca köfte olur.?.
Ninniler de güzel ama uyutur insanı.Ufkumuzu açalım,ikinci beynimizi çalıştıralım ve probiotikleri çok ama çok iyi anlayalım.Anlayalım ki prebiotiklerle birlikte tüketirken fermente yiyeceklerle de takviye edip nasıl sağlıklı kaldığımızı hergün gözlemlediğimizde ne kadar doğru yolda olduğumuzu da defalarca idrak edelim.Konunun uzmanlarından sevgili Haydar Yılmaz Beye bir kulak verelim dilerseniz ki ninni türkü formundan çok sesli müzik seviyesine de geçiş yapalım,nöronları çalıştıralım 😉
http://www.dogadanbizim.com

"NORMAL YOĞURT NEDEN EKŞİR ?
EKŞİ YOĞURT PROBİOTİKMİDİR ?
..
İKİ BAKTERİ
Yoğurt oluşumunu sağlayan 2 bakteri Lactobacillus bulgarius ve Streptecoccus thermophilus' tur.
Bu bakteriler sütte birbirlerini geliştirerek hem sütü yoğurt yaparlar hemde kendileride büyür ve çoğalırlar.
Bu 2 bakterinin birinci görevi sütü yoğurt yapmak ,ama diğer ikincil ve önemli görevleride mide ve bağırsaklarda sindirime ve emilime yardımcı olmaktır.
.
Lactobacillus bulgarius ince bağırsağın son kısımlarına kadar canlı olarak ilerleyebiliyor.
Streptecoccus thermophilus ise oniki parmak bağırsağına kadar gidebiliyor.
.
Bu iki bakteri bulundukları alanlarda bir çok yararlı işler yaparlar ancak ,bağırsaklarda geçici olarak kalırlar ve sonra posa ile dışarı giderler.
Mide asidinde ve safra tuzları karşısında güç zaafiyetide yaşarlar.
Koliformlar başta olmak üzere diğer E.colilere karşı bir dirençte gösteremezler.

Yoğurt bakterileri bu bilgiler ışığında probiotik bakteri olarak nitelendirilmiyor.
Yoğurtta probiotik değil..
..
NORMAL YOĞURT PROBİOTİK DEĞİLDİR..!..
.
Nedir bir bakterinin probiotik olmasının kriterleri.
1.Mide asidine ve safra tuzlarına dayanıklılık
2.Bağırsaklara tutunarak kolonize yaşamaları
3.Patojenlere karşı dirençli olmaları ev savaş vermeleri
4.Simbiyotik bir ortam yaratmaları
5.Midede kimyasal sindirimde ve bağırsaklardaki fermentasyonlarda etkin olmaları vib. gibi stratejik görevler.....
Dünya probiotik otoriteleri probiotik bakterilerin kriterlerini bu şekilde belirlemiştir.
Bu kriterler sonucunda probiotik bakteriler eklenerek probiotik yoğurt kavramı ortaya çıkmıştır.
Ev yoğurdu zaten probiotiktir demek , bu bilgiler karşısında çok yanlış bir savdır.
O zaman probiotik yoğurt nedir ...sorularına cevap kalmaz..
..
YOĞURDUN EKŞİMESİ..
.
Yoğurt neden ekşir ?
:
Ekşimenin 2 nedeni vardır !
.
1. Yoğurda eğer bir mikrobik bulaşma olmuş ise yoğurdun yapısı hızla bozulur ve hemen ekşime ,küflenme başlar.
İçinde mikropların hızla çoğaldığı bu yoğurdu tüketmek hastalıklara doğru dolu dizgin koşmak demektir.
.
2.Kimyasal çürüme yolu ile ekşime .
Yoğurt yapısal olarak çok uzun süre dayanabilen bir gıda değildir.
Zayıf bakterilerden dolayı bir müddet sonra yapı çözülmeye başlar ve kimyasal olarak yoğurt değişir.

Bu kimyasal dönüşüm besinsel olarak çürümedir.İçeriğindeki bakterilerin gücü gittikçe azalır ve mikroplar çoğunluğu ele geçirip sayısal üstünlük sağlarlar.
Bu çürümüş yoğurtlarında hiç bir besleyici yanı kalmadığı gibi ,sağlık açısından olumsuzluklar taşırlar.
..
ENDÜSTRİYEL YOĞURTLAR
.
Endüstriyel teknolojik işlemlerle üretilen yoğurtlar iddia edildiği gibi son derece hijyeniktir.

Hatta içlerinde katkı ve koruyucu maddelerde yoktur.
.
Ancak bunlar endüstriyel yoğurdun sağlıklı olduğuna kanıt değildirler.
.
Endüstriyel teknolojik işlemler ;yüksek sıcaklık ve basınçlarla pastörizasyon ile yine yüksek basınçlarla homojenizasyon yoğurdu sağlıksız yapan işlemlerdir.
.
Endüstriyel yoğurt uzun bir süre ekşimeyen ,suyunu salmayan ve yine uzun bir süre küflenmeyen yoğurttur
..
EVDE YOĞURT MAYALAMAK
.
Endüstriyel yoğurda karşı evde yoğurt mayalanması sağlıklı bir tercihtir.
Bu anlamda bir tercihin yapılması için yönlendirme yapılmasıda son derece olumlu bir harekettir.
:
Ancak ev yoğurdunun normal olarak zamanı geldiğinde ekşimesini işaret etmek yerine ekşi yoğurt sağlıklıdır hatta probiotiktir demek çok büyük bir yanlıştır.
.
Büyük bir hatadır.
.
Ekşiyen yoğurtları probiotik diye tüketmeyi tercih edenler bilmelidirler ki bir çok mikrobu,küf ve mantarı vücutlarına alarak en başta candida olmak üzere bir çok mantarları çoğaltmış olacaklardır.
.
Hastalık yapan bir çok bulaşıcı mikrobu alarakta hastalıklara davetiye çıkarmış olacaklardır.
.
PROBOTİKLER ARAŞTIRILMASI VE İNCELENMESİ GEREKEN MİKRO CANLILARDIR
..
ARTIK ZAMAN PROBİOTİKLERİN ZAMANIDIR
..
PROBİOTİK BİLİNÇLENLENME ZAMANIDIR "

Sevgiyle kalın
Yeşim Güriş

13 Nisan 2017 Perşembe

BAĞIRSAK FLORASI

Ne yersek oyuz.
Tükettiğimiz besinlerin bizi tüketmemesi için dikkat etmemiz gereken çok şey var.
Konu dipsiz kuyu gibi ama araştırdıkça çok faydalı bilgilerle donanıp,uygulamaya geçtiğinizde fark yaratmak kadar doyurucu bir keyif te yok hani.
Türkçesini bulamadım ama paylaşmadan da edemeyeceğim.
Geleneksel yöntemlerle hazırlanan yiyeceklere modern yaşam aldatmacasıyla burun kıvırdığımızda başımıza gelenler ve gelecekler çok ürkütücü.Sarımsağı havanda dövmekten kaçınan kişi neleri kaçırdığını da aslında ıskalamakta,yorulmadan blendırda bir dakikada paramparça olan şifasını yitirmiş lahana,dakikalarca elle doğranan lif deposu lahanaya gıpta ederken,biz hala tembelliğe övgüler düzelim.
İkinci beynimiz bağırsaklarımıza çok iyi bakmamız lazım çoook.


Sevgiyle kalın.
Yeşim Güriş

9 Nisan 2017 Pazar

8 YIL ÖNCE PDA


Bir pazar sabahı yayınlanmıştı PDA ile ilgili yazımız.Biraz nostaljiye ne dersiniz.
Sevgiyle kalın.
Yeşim Güriş

AKŞAM | PAZAR | 02 AĞUSTOS 2009, PAZAR
Gökten üç pembe domates düştü 1500 kişi paylaştı

Üç hediye domatesle başlayan bir hikayenin sonunda bugün 1500'ü aşkın kişi balkonlarında ve bahçelerinde pembe domates yetiştiriyor, deneyimlerini blog'larında paylaşıyor. Pembe Domates Ağı size de yakın...

İçi beyazlaşmış, sert, kokusuz ve tatsızlığından 'odun' yiyormuşuz hissi veren laboratuar domateslerinin pazarları ele geçirmesinden beri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan bir tür var; pembe domates. 2005 yazında bu türle tanışan Avniye ve Mehmet Tansuğ'un girişimleriyle kurulan Pembe Domates Ağı sayesinde bugün 'balkon tarımı'yla pembe domates yetiştiren 1500'ü aşkın kişi bulunuyor. Ağın sözcüsü, turist rehberliği yapan Yeşim Güriş'ten, pembe domates tohumunun Türkiye'deki en önemli kaynağının 50 yıldır Hafize Baliç'in Çerkezköy'deki bahçesi olduğunu öğreniyoruz. Belki duymuşsunuzdur, domatesin hikayesi ilginç. Anavatanı Amerika'dan zaman içinde tüm dünyaya yayılmış ve farklı renklere, biçimlere evrilmiş. Sebze mi meyve mi olduğu tartışılırken vaktiyle mahkeme kararıyla sebzelik statüsüne kavuşmuş. Aslında ABD'li tüccarlar o yıllarda (19. yüzyılın sonları) gümrük yasasının meyveye tanıdığı vergi indiriminden yararlanmak için domatesi meyve statüsüne almak istiyorlarmış ama bu yöndeki tüm bilirkişi raporlarına karşın yargıç, 'meyve olsaydı yemekten sonra yenirdi' diyerek domatesi sebze ilan etmiş. İNCE KABUKLU, NARİN, LEZZETLİ... Pembe domatesin Türkiye'ye balkan göçmenleriyle yayıldığını söylüyor Güriş. Bugün seyrek de olsa Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yetiştiriliyor. Özellikleriyse şöyle; ince kabuklu, çok narin ve bir o kadar da lezzetli. Bugünün raf ömrü artırılmış laboratuar domatesiyle karşılaştırırsak, 'günümüzde her şey üretildiği yerde tüketilmediği için pembe domates bu yarışta haksız rekabet sonucu yaya kalmıştır' diyor Güriş; 'Köylü onu pazara götürene kadar ince kabuğu yırtılır, sulu içeriği dışarı çıkar, bu yüzden ekonomik ömrü kısadır. Aynı nedenle artık çiftçiler tarafından ekilmemektedir. Nesli tükenme tehdidi ile karşı karşıyadır. Oysa bir kere doğal pembe domatesten tadan bir kişi bir daha asla evine o konvansiyonel tarım ürünlerini sokmak istemez! Hem sağlık hem verdiği keyif açısından pembe domates hiçbir şeyle kıyas edilemez.' Avniye ve Mehmet Tansuğ çifti 2005 yılında arkadaşlarından, anneleri Hafize Baliç'in yetiştirdiği üç domatesi hediye olarak almışlar ilk kez. Tohumlarını kurutup saklarken bir yıl sonra arkadaşları o tohumlardan balkonda ya da bahçede pembe domates yetiştirebileceklerini söylemiş ve her şey böylece başlamış. Üç domatesten 100'e yakın fide çıkmış ve onun tohumlarını arkadaşlarına dağıtmaya başlamışlar. Bir süre sonra işin püf noktalarını paylaştıkları, yetişen domateslerin neredeyse her gününü aktardıkları web günlüğünü açmışlar. Arkasından da büyük bir ilgiyle karşılaşmışlar ve 100-150 üyeden oluşan Pembe Domates Ağı (PDA) böylece hayata geçmiş. PEMBE DOMATESÇİLERE TİCARET YASAK Bugün üye sayısı 1500'ü aşan ağa katılmak için hazırladıkları manifestoyu kabul etmek şart; buna göre tohumu elde edince temiz toprak ve doğal yöntemlerle yetiştirmek ve tekrar elde edilen tohumları herhangi bir ticari amaca sapmaksızın PDA içinde karşılıksız paylaşmak gerekiyor. Aksi saptandığında üyelik düşürülüyor. Eğer kabul eder ve ağa katılırsanız ilk tohumlarınızı almak için tohum paylaşım zamanını, yani ocak-şubat aylarını beklemeniz gerekiyor. Peki, balkonunuzda pembe domatesi kolayca yetiştirebilir misiniz? 'Doğal pembe domates, bir balkonda yetiştirilebilecek en zor şeydir' diyor Güriş, 'ama sevginizi katarsanız mümkündür.' Tohumdan domatese geçen 90 gün boyunca karşılaşabileceğiniz her türlü zorluğun üstesinden, web günlüğü pembedomates.blogspot.com sayesinde gelebilirsiniz. Korkutmak gibi olmasın, 'ben de başarabilirim' diyorsanız üye olmak için de aynı günlükteki ya da www.pembedomates.org adresindeki kısa formu doldurmanız yeterli.
PEMBE DOMATES GDO'YA KARŞIPembe Domates Ağı'nın amaçlarından biri de genetiği değiştirilmiş organizmalara (GDO) karşı insanları bilinçlendirip ortak bir tavır geliştirmek. Yeşim Güriş, GDO'ların daha az emek ve riskle daha çok para kazanma hırsından doğduğunu ve kısa sürede büyük şirketlerin tehlikeli biçimde bu alanda tekelleştiğini söylüyor. GDO'ların Türkiye'deki durumu nedir? GDO'lar halihazırda Türkiye'de yasak ama ülkemizde bir ürünün GDO'lu olup olmayacağını anlayacak bir laboratuar yok. Mesela Güneydoğu'da ve Trabzon'da bazı yabancı tohum firmaları ne olduğu bilinmeyen tohumlar dağıtmıştır çiftçiye. Trabzon'da tohumdan çıkan mısırı hayvanlar bile yememiştir. Yeterince denetim yapıldığını söylemek zor. Türkiye'de var mı yani GDO'lu domatesler, mısırlar? Sadece onlarla bitse iyi. GDO'lu ürünler her yerdeler. Bebek maması da dahil 1600'den fazla işlenmiş gıdadan bahsediyoruz! Yediğiniz çikolata ya da mısır cipsi paketinin üzerini okuyun. Tabii ki büyüteçle. Kimse almaz diye GDO yazamıyorlar ama soya lesitini, mısır şurubu, fruktoz, glikoz gibi genetiği değiştirilmiş organizma dolu her paketin içi. 'Ama bu GDO'lu' derseniz haksız rekabetten mahkum olursunuz. Diyelim ki GDO devi Amerika'dan mısır ithal ettiniz. Gümrükte 'bunlar GDO'suz' demeniz yeterli oluyor, ne laboratuar var ne de bizi buna karşı koruyacak bir biyo-güvenlik yasamız.Çok mu tehlikelidir bu ürünler? Mesela henüz geçen Mayıs ayında 'MON 810' kodlu GDO'lu mısırların ekimi Almanya ve birçok Avrupa ülkesinde yasaklandı. Hayvan yemi olan bu mısır, hayvanların sağlığına zararlı bulundu. Viyana Üniversitesi son olarak bir rapor yayınladı GDO'lu yiyecekler kısırlığa neden oluyor diye. Alerjiye, astıma, antibiyotik direncine neden olduğu da deneylerle belirlenmiş. Tohumculuk yasası ve biyo-güvenlik yasa tasarısı konuşuluyor bu sıralarda, nasıl bir yasadır bu? 2006'da çıktı bu yasa, 2011'de yürürlüğe girecek. Bu yasanın 5. maddesine göre ancak kayıt altına alınmış tohumlar ekilebilecek. Tohumuna patent alamayan çiftçi, ticari amaçla kendi geliştirdiği tohumunu satamayacak, aksine davranan çiftçiler ceza alacak. Böylece tekellerin ürettiği tohumlar bütün piyasayı ele geçirirken Anadolu'daki binlerce türün yok olmasının önü açılacak. Bu yönetmelik yüzyıllar boyunca ıslah edilerek günümüze kadar ulaşmış doğal türler üzerinde bireysel hak sahipliğinin önünü de açacak. Bir de en çok endişe ettiğimiz tohumun kilitlenerek patentlenmesi. Kısırlaştırılmış tohumu ancak bir yıl ekebiliyorsun, ertesi yıl tekrar aynı şirketten alman lazım. Tekellere bağımlılığı artıran, tarımın sonunu getirecek bir durum: Peki, biyo-güvenlik yasası nedir? Çıkacak olan biyo güvenlik yasası ise hala ayrı bir muamma. Tüm yetkililerden rica ediyoruz; en büyük GDO üreticilerinden Arjantin'in bile okuyup 73 sayfa eleştiri yazabildiği ve ısrarla GDO karşıtı kişi ve kurumlara tüm taleplerimize rağmen gösterilmeyen yasa tasarısı acilen kamuoyuna açıklansın.

EYÜP TATLIPINAR

http://www.aksam.com.tr/2009/08/02/haber/pazar/322/gokten_uc_pembe_domates_dustu_1500_kisi_paylasti.html

6 Nisan 2017 Perşembe

LAVMAN,MUKOZA,BİFİDOBACTERİUM



Gereksiz yere lavman yapanlar yada mecburen yaptıranlar,antibiyotik bağımlıları yada kullanmak zorunda olanlar ,Sevgili Haydar Yılmaz Beye bir kulak verin lütfen.
Yıllarca uğraşıp didinip binbir güçlükle kazandığınız paraları kasanıza koyduktan sonra büyük bir sel felaketi ile hepsini bir anda kaybettiğinizi hayal edin.Herşeye tekrar başlamamız gerekir.Maddi olarak oldukça yıkıcı ama telafisi mümkün.
Bizim ikinci beynimiz ki ruh sağlığımız dahil sayısız konuda söz sahibi olan bağırsaklarımızdaki yararlı bakterileri antibiyotikler ve lavman yolu ile bir anda kaybetmek te çok yıkıcı.Ama konu sağlığımız olunca  telafisinin de mümkün olması çok moral verici.Haydar Yılmaz Bey bize bir çıkış yolu sunuyor.Bakın aşağıdaki yazısında neler demiş:

" MUKUS ....SÜMÜKÜMSÜ TABAKA ...
:
Kalın bağırsaklardaki koruyucu bir tabaka vardır .
Buna mukus deriz :Sümükümsü bir tabakadır .
Probiotikler,Prebiotikler ve Kolajen ile örülmüşlerdir.
Bağırsak temizliği diye bu az veya çok olan mukus tabakası sökülüp dışarı atılır
Lavmanlar ve lavman uygulamalarındaki kimyasallar ile .
Amaç bağırsak duvarını kaplayan MUKUS tabakasını güçlendirmek ise probiotik & Prebiotik & Kolajen beslenmede temel olmalıdır.
Bu güçlü koruyucu tabaka öncelikel deliklerin ve geçitlerin kapatılıp bağırsak geçirgenliğinin önlenmesini sağlayacaktır.
Sonra normal zamanlarda olduğu gibi kalın bağırsak en önemli görevi olan detoks işlemini yapar.
Bifidobacterium bakterileri hem kalın bağırsaklarda hemde böbrek ve karaciğerlerde toksinlerin sökülüp atılması ve dışarı gönderilmesinde doğal işleyişi sağlarlar
.
 Ben probiotiklerin beslenme ile alınmasını öneriyorum
Ağız,yemek borusu,mide ,ince bağırsak ve kalın bağırsak bu doğal seleksiyondur.
Bu organlarımızda ve dokularda bir yapılanmayı es geçmek bana göre doğru değil.
Sadece ve sadece kalın bağırsağı temizlemek ,sadece kalın bağırsağa odaklanmak yanlış bana göre
Metabolizmanın kendi kendini temizlemesinin kuruluşunu sağlamak lazım
Diğerlerinin hepsini PALYATİF buluyorum
Dışkı nakline kadar giden arayışlar yerine ,daha fazla çeşitte ve daha fazla sayıda probiotik gıda alınmalıdır.
Bir probiotik gıdada alınan sadece probiotik bakteri değildir.
Fermentasyon sürecinde oluşan antimikrobiyal maddeler ,lantibiotikler,bakteriyosinler ,dirençli karbonhidratlar,sentezlenmiş proteinler v.b. gibi.
Hala probiotik gıdaların önemsenmemesi,küçümsenmesi ..probiotik bilinçlenmenin önünde ciddi bir engeldir şahsi görüşüm.
.
Probiotik destek ürünlerininde bu anlamda probiotik gıdalara tercih edilmesinin çok yanlış olduğunu altını kalın çizgiler ile çizmek isterim :
Probiotik destek ürünleri bir veya iki kere kullanılıp bırakılacak ürünler gibi sunuluyor :
İlaç algısı gibi sunuluyor .
Oysaki ben probiotik gıdaların sofradaki yerinin ölünceye kadar süreceği bir beslenem biçimi öneriyorum.

http://www.dogadanbizim.com

Sevgiyle kalın,sağlıklı kalın
Yeşim Güriş



30 Mart 2017 Perşembe

SLOW FOOD YAĞMUR BÖREĞİ

İyi birşey yapmak,kendini iyi hissetmek,başkaları için, aslında üzerinde yaşadığımız dünyamız için,iyi birşeyler yapmak istiyorsanız bize katılın.Slow Food üyesi olmak demek aslında bencilliğimizden sıyrılıp gelecek için,çocuklarımız için kolları sıvamak
 demektir.Hiç bilmediğimiz,farkına dahi varmadığımız yada anlamadığız yüzlerce konu hakkında bilinçlenmek,birşeyler öğrenmek ve çözüm odaklı harekete geçmek demektir.
Yediklerimiz ilacımız,ilacımız yediklerimiz olsun diyoruz.Ne yersen O'sun diyoruz.Peki temiz ve adil gıdaya ulaşmak için hiç çaba harcıyor muyuz?Yoksa sadece şikayet edip,kurbanı oynamakla mı yetiniyoruz?Henüz kanser,alzheimer,otizm olmamış şanslılardan mısınız?Eğer siz değilseniz bu rahatsızlıklardan muzdarip en az bir tanıdığı olmayan var mı içimizde???
Yapacağınız aslında çok basit,Slow Food'a üye olarak çok yeni kapılar açarken kendiniz için,yerel üreticilere,tarıma,doğaya,sağlığımıza özetle yaşama sahip çıkarak geleceğimiz için gerçekten iyi birşeyler yapacaksınız.
Bir tık ötenizdeyiz.Yağmur Böreği konviviumu olarak bekleriz efendim.
http://slowfood.com/joinus/membership/turkey

Sevgiyle kalın
Yeşim Güriş