6 Mayıs 2009 Çarşamba

PEMBE TOHUM VE AYDEDE















Pembiş hanımlar boy boy oldular.Balkona çıkartmadan önce evdeki en son halleri!

Atlas'taki yazı oldukça ilginç.Paylaşmakta yarar var.Hazırlayanların ellerine sağlık.
Ay'la Yaşam
Dünya'dan 384 bin 401 kilometre uzaktaki Ay, pek çok şeyi, okyanusları, bitkileri ve hayvanları etkiliyor. Binlerce yıldır Anadolu'da Ay'ın yenisinde hiçbir iş yapılmıyor.
Ay'ın evrelerinin kırsal yaşamı nasıl etkilediğini görebilmek için Anadolu'nun birçok köyüne gittik. Yüzü aşkın kişiye, kırsal kesim insanına pek çok sorular sorduk. Kurulan cümlelerde ufak tefek farklılıklar olduysa da, neredeyse hep aynı cevabı aldık: 'Ay'ın yenisinde hiçbir iş yapılmaz!'Afyon'un Başmakçı kasabasında çiftçilikle uğraşan Ersöz ailesi ile konuşuyoruz. Ersöz'ler ay takvimini takip eden çiftçilerden. Yıllar önce etkisini ölçmek için tarlalarının bir bölümüne onların deyimiyle 'yanlış zamanda', bir başka bölümüne de 'doğru zamanda' fasulye ekmişler. Sonunda görmüşler ki doğru zamanda ekilen fasulyeler bitki hastalıklarına yakalanmamış ve daha fazla ürün vermiş. Sultan Ersöz, hiç şüphe duymadan 'Ay'ın yenisinde (yeniayda) ekim, dikim yapılmaz, böceklenir, gelişmez. Bu zamanda kesilen salatalıktan, domatesten, sebzeden turşu, salça kurulmaz küflenir, erir gider. Ama hem tohumu doğru zamanda atılmış olacak, hem de turşunun salçanın yapılması' diye ifade ediyor. Bodrum'un son süngercilerinden Aksona Mehmet, balıkların şimşekli havalarda görünmediğini, havalar soğumaya başladığında da dibe indiğini, hareketsizleştiğini belirtiyor. Geçimini doğaya bağlı sağlayan her insan gibi Ege'nin küçük kıyı balıkçıları da Ay'ın döngüsünün balıkları etkilediğini fark etmişler. Gökova Körfezi'ndeki küçük koylardan birinde Akdeniz foku hakkında bilgi toplarken karşımıza balıkçı Ali Akay çıktı. Misinalar kestiğinde çok acımasın, mikrop kapmasın diye ellerine kına yakmıştı kırmızı kırmızı. Gırgır, trata ya da trol kullanmayan küçük balıkçılar için balıkların gün içinde ve mevsimsel yaptıkları hareketler çok önemli. Ali Akay'a göre Ay günde dört kere balıkların hareketlenmesine, oltaya gelmesine yardım ediyor. Ufka en yakın olduğu zaman, yani doğarken, batarken, en tepede ve en aşağıda olduğunda. Ali Bey işini duraklatmadan, usul usul yaparken verdiği yanıtlarla bizi şaşırttı; sözleri sanki bir ekoloji kitabından çıkıyor gibiydi: 'Havalar artık soğuyor, bir daha bahara kadar ısınmaz, akyalar artık çıkmıyor ya ondan anlamışım.' Tarihöncesi mağaraların birinin duvarına oyulmuş bir kabartmadır Laussal Venüs'ü. Kırmızıya, yani yaşamın rengine boyalı. Kırmızı, kanı ve yeniden doğumu ifade ediyor. Çakmaktaşı ile kireçtaşından oyulan bu heykelciğin sağ eline hilal biçiminde bir bizon boynuzu yerleştirilmiş. Boynuz üzerine on üç çentik atılmış. Bu sayı Ay yılının on üç ayını ve büyüyen Ay'ın 13 gününü temsil ediyor. Kabartmadaki kadın sol eliyle göbeğinin alt kısmını, yaşamın kaynağı olan rahminin bulunduğu bölgeyi tutuyor. Göbeğindeki parmaklarıyla, elindeki hilalin bağlantısını sağlamak için başı hafif sağa eğik. Bu haliyle Laussal Venüs'ü ayın büyüyen evresi ve insan karnındaki üretkenliğin bağlantısını sergiliyor.

Ay'ın, Dünya üzerindeki çekim kuvveti kütle ve uzaklığa bağlı. Ay'ın kütlesi Dünya'nınkinin yaklaşık 8 binde biri ve Dünya'ya uzaklığı 384 bin 401 kilometre. Fakat küçük kütlesi ve uzaklığına rağmen Ay, insanlardan bitkilere ve hatta birçok coğrafi olaya kadar Dünya'yı (NASA'nın fotoğrafında arka planda küçük olarak ğörülen cisim) etkiliyor.
Ay'ın kadınların üreme işlevlerini düzenlediği düşüncesi tarihin her döneminde ve dünyanın değişik yerlerinde kullanıldı. Ay'la ilgili inançların temeli Ay'ın deviniminin, oluşum sürecindeki kadın yumurtasının döngüsel değişimleri ile örtüştüğü düşüncesine bağlanıyor. Gerçekten de Ay'ın Dünya'ya yakınlaşıp uzaklaşması döngüsü ile kadının rahmindeki yumurtanın oluşum ve yok oluş süreci şaşırtıcı şekilde aynı kaderi izliyor. Ay, yumurta ile yok olup, yeniden oluşuyor.Altaylılar, Ay'ı saygıyla selamlayarak evliliklerine mutluluk getirmesini dilerlerdi. Çünkü Ay kadını simgelemekteydi. Kadının mutluluğu ise evlilikteki mutluluğun temel taşıydı. Azteklerde de Ay'ın simgesi sayılan deniz kabuğu aynı zamanda kadının doğurganlığını simgeler. Eski Mısır'da çocuk dileyen kadınlar, doğurganlık mabedine kutsal ziyaretlerini dolunay zamanı yaparlardı. Birinci ve ikinci yüzyılda yaşamış Yunanlı yazar Plutarkos kadınların Ay'a karşı teşekkür duygularını ifade etmek için yeni doğan bebeklerini Ay'a gösterdiklerini anlatıyor.Bugün Anadolu'da âdet dönemindeki kadının yaptığı işten hayır gelmediği inancı yaygındır. Gerçekten de âdet dönemindeki kadın bedeninde gerçekleşen çoğu hormonal ve ödem gibi fiziksel değişiklikler en başta dikkat zayıflamasına ve aşırı duygusallığa neden olmaktadır. Bununla birlikte Anadolu'nun kırsal bölgelerinde kadınların âdet dönemindeyken kurdukları turşunun kolayca eriyip yumuşadığına, yaptıkları salçaların da küflendiğine ilişkin gözlemlerin varlığından da bahsetmek gerekir. Yunan mitolojisinde sihir ve büyülere hükmeden Tanrıça Hekate, karanlıklar âlemiyle ilişkilendirilirdi. Hekate'nin büyücülük alanı üç yol ağzıydı. Üç sayısı yumurtanın oluşumunu, bozulmasını ve yok oluşunu temsil ederdi. Yunan kadınların Ay'ın karanlık evresinde yerleri süpürüp çöpleri üç yol ayrımına götürerek Hekate'ye adamaları, rahimde yok olan eski yumurta kalıntılarının sembolik olarak atılışını ifade ederdi. Gerçekte âdet kanı ile dışarı atılan yumurta bir çeşit ölümdür. Kadın bedeni yumurtanın oluşumu, döllenmeye hazırlanışı ve dışarı atılışı arasındaki süreçte yeniden doğar ve ölür. Dışarı atılan yumurta bir canın ölümü demektir. Ay'ın döngüleri kadının aylık döngülerinin yanı sıra bütün yaşamının da simgesel bir özetidir. Kadim toplumlarda hilal genç kızı, yarımay kadını ve dolunay da ana kadını temsil eder.Hunlar yeniayın doğumu sırasında da Ay'a saygıyla eğilirlerdi. Yarımay ve dolunay kozmosun tümden yenilenmesini, yeniden doğuşunu temsil ediyordu. Asya mitolojilerinde Ay doğurgan dişi olarak gösterilirdi. Parlaklaşan ay daha sonra solar, büyür küçülür ve üç gün ortadan kaybolur, yani ölür, ardından da yeniden doğardı. Bu evrendeki yenilenişin sembolik tekrarlanmasıydı.Romalı avukat ve felsefeci Çiçero, Ay'ın canlıların büyümesini sağlayan ve topraktan doğan her şeyi olgunlaştıran bir sıvı akıttığını söylemişti. O dönemde çiy damlasının dolunayda doğurganlık büyüsüyle en yüklü durumda olduğu kabul edilirdi. iÖ 480-406 yılları arasında Atina'da yaşamış Euripedes'e göre evlenmek ve dördüncü yüzyılın Romalı yazarı Palladius'a göre de tohum ekmek için en uygun dönem dolunay zamanıydı. Çağımızdaki dünya dinlerinin yorumlanması üzerine çalışmış italyan Mircea Eliade'nin belirttiği gibi belki de bu nedenle Fransız köylüleri toprağa dolunayda tohum atarlardı.
Dar Alanda Med Cezir
Bunların çoğu mit gibi görünse de 384 bin 401 kilometre uzağımızda dönen Ay, Dünya'yı, üzerindeki su kütlesini, kadınları ve daha birçok şeyi etkilemeye devam ediyor. Zira kadınların yaklaşık yirmi sekiz günlük âdet görme döngüleri, gezegenimizdeki suyun dinamiği ile Ay'ın çekim gücünün yarattığı enerji arasında yakın bir bağlantı var.Dünya'nın etrafında yaptığı 27 buçuk günlük yolculuğu sırasında Ay, insan bedeninde, bitkilerde, hayvanlarda, toprakta, havada, kısacası suyun bulunduğu her yerde bir çekim yaratıyor. Bu çekimin gücü onun Dünya'ya yakınlığı ile doğru orantılı.Ay'ın çekiminin en arttığı dolunay evresinde okyanuslar kabarıyor, nehirler daha hızlı akmaya başlıyor. Dolunayın insanlar ve hayvanlar üzerindeki etkileri ise çok geçmiş zamanlardan bu yana gözleniyor. Kuşların ve balıkların dolunay gecelerinde daha hareketli, daha aktif oldukları, insanların ise uyumakta zorlandıkları ve kendilerini huzursuz hissettikleri biliniyor. Kurt adam hikâyesi boşuna yazılmamış olsa gerek ki polis kayıtlarında yapılan bir araştırmada suç olaylarının dolunay geceleri arttığı ortaya çıkartıldı.Ay 27 buçuk günlük döngüsü içinde 14'er gün süren iki evre geçiriyor. Bunlardan biri yeniayla başlayıp dolunayla biten büyüme evresi, diğeri ise dolunayla başlayıp yeniayla biten küçülme evresi. Ay'ın görüntüsü büyürken çekim arttığı için, suyun bulunduğu her yerde su daha çok dışarıya akmaya, küçülürken de durmaya eğilimli.

Doğudan batıya doğru hareket eden Ay, her dört dakikada bir boy ilerliyor. Bu şekilde Ay, Dünya etrafındaki turunu gerçekte 27 buçuk günde tamamlıyor ama bu tur Dünya'dan 29 buçuk gün izlenebiliyor. Kubilay Akdemir, Ay'ın ilerleyişini gösterebilmek için aynı kareyi fatoğraf teknikleri yardımıyla üst üste 13 defa pozlandırdı.
İnsan bedeninde kan dolunayda daha hızlı akar, bu nedenle Hipokrat başta olmak üzere eski hekimler özellikle ameliyatları ve hastalıkları tedavi ederken Ay'ın evrelerini göz önünde bulundururlardı. Gözlemlerine göre dolunayda yapılan ameliyatlar daha kanamalı oluyor ve açılan yaralar daha geç kapanıyor, dikişler daha kolay açılıyordu.Osmanlı imparatorluğu'nda 15. yüzyılda yaşamış tıp doktoru ibn-i Şerif tarafından 15. yüzyılda yazılan tıp kitabı Yadigar'da, Ay'ın evreleri ile kan aldırmanın ilişkisi üzerine yazılmış bir bölüm var. Kitapta bu ilişki etraflıca açıklanıyor. Tabip ibn-i Şerif kitabında şöyle yazıyor: 'Ay'ın on dördü ve on beşinde kan aldırmamalı ve hacamat (kan akıtma) yapılmamalıdır. Ayın on altı ve on yedisine kadar yani Ay'ın aydınlığı eksilene kadar beklemekte fayda vardır. Çünkü Ay'ın on dördünde vücuttaki hıltlar (besinlerin sindirildikten sonraki halleri, karışım) harekete geçip dışarıya meylederler. Kılcal damarlara kadar bütün damarlar dolar. Bu vakitte kan alındığı zaman iyi ve saf kan çok akar, buna karşılık zararlı hıltlar az gelir. Ne zaman ki ayın on dördü geçer ve temiz kan içeri döner, bununla beraber kanla dışarı hareket etmiş olan hıltlar yoğun ve ağır olduğu için, dışarıda kalıp kanla beraber hemen içeriye dönemez. Bu günlerde temiz kan içeriye döndüğü halde, hıltlar dışarıda kaldığından, fasd (alınan kan) kanıyla yaramaz hıltlar çok gideceğinden, istenilen fayda en iyi şekilde elde edilir.'Rita Monaldi ve Francesco Sorti, 'Imprimatur' isimli romanlarında 17. yüzyıl Roma'sında bir handa bir Fransız soylusunun ölümüyle hanın karantinaya alınışını anlatır. Dokuz günlük karantinada esrarengiz olaylar geçer. Bunlardan biri sırasında yapılan tedavi konulu bir diyalogda Ay'ın insan üzerindeki etkilerinden ve evrelerinin tıpta kullanılışından bahsedilir. '... her cerrah, Ay'ın o gün bulunduğu burca karşılık gelen organları kesmekten kaçınabilir, özellikle Ay sağlık için kötü etkili gezegenler olan Satürn ve Mars'ın saldırısı altındaysa.'Zen Budistlerin birçok alt grubunun yeniay ve dolunay günlerinde, bunların öncesi ve sonrasındaki günlerde oruç tutmayı tavsiye ettikleri biliniyor. Aynı şekilde Hz. Muhammed, bazı hadislerinde ayın belli günlerinde oruç tutulmasının sağlık açısından önemine değinir.Kızılderililer de özellikle dolunaylı gece ve gündüzlerde çok su içmeye dikkat ederlerdi. Bu ritüellerin dayanağı, bedendeki sıvıların dolunay ve yeniay dönemlerinde Ay'ın çekim etkisiyle yukarıya çekilip, aşağıya itilme gücünün en uç noktalarda olmasıdır. Böylelikle dokulardaki normalden fazla ya da az sıvı miktarı olağanüstü bir durum, huzursuzluk, duygularda değişim yaratır. Beslenme ve sıvı miktarındaki düzenleme bu etkiyi normale en yakın seviyede tutar. Ay'ın sadece deniz ve okyanusları değil yüzde 75'inden fazlası su olan bedenimizi etkiliyor olması ve bu etkinin okyanus kıyısından çok daha küçük bir alanda gerçekleşmesi nedeniyle o oranda güçlü ortaya çıkmasına şaşırmamak gerek.
Ay Dede Tarım işçisi
Ay, Güneş ve Dünya'nın uzayda konumlanmaları sonucu gerçekleşen çekimin gücüne ilişkin inanışlar bir tarafa bu güç tarımsal üretim için olağanüstü bir doğal yardım sağlıyor. Çiçero'nun bahsettiği Fransız köylülerinin uygulamaları geçmişte kalmışsa bile bugün Anadolu'nun hemen her yerinde çiftçiler hâlâ Ay'ın durumuna göre ekip biçiyorlar, salçalarını, turşularını Ay'ın durumuna göre kuruyorlar, evlerini yapacakları ağaçları Ay'ı takip ederek kesiyorlar. Bu sayede zararlılarla mücadele, bitki direnci, toprak sağlığı gibi konularda kimyasal yardıma ihtiyaç duymuyorlar. Genç nesli bu bilginin doğruluğu konusunda ikna etmekte zorlansalar da -çoğu bu bilgiyi büyü gibi algılıyor - bu kadim bilgiyi kullanan kır insanının sayısı az değil.Benzer şekilde, Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Tahtakuşlar köyünden Selim Kudar, kitabında Kaz Dağları'nda ay yeni doğduğunda, hilal iken bahçelere sebze tohumu atılmadığını, fide dikilmediğini, bu zamanda ekilen tohumun sağlıksız ve az ürün vereceğine inanıldığını yazıyor. Kaz Dağları'nda bahçeye ekim yapacaklara 'ay eskisin, 6-7 günlük olsun' öğüdü verilirmiş.Burdur'un etrafındaki tepelerde keçi güden bir Yörük kadınıyla karşılaştık. Söylediğine göre ayın yenisinde yapılan peynir hemen kurtlanıyordu. Yörükler keçilerini de yeniayda kırkmıyorlardı. Zira ayın bu evresinde kırkılan yün çabuk güveleniyordu. Yörük kadın biz yanından ayrılırken 'Eskiden çocuk yaparken bile ayın durumuna bakılırdı' demeyi ihmal etmedi. Ona göre ayın eskisinde (dolunay) doğan çocuktan bir hayır gelmezmiş.Aydın'ın Kirazlı köyünde dinlediğimiz susamın ekiliş hikâyesi de dolunayla başlıyor. Susam çok hassas bir bitki olduğu için ekildiği anda toprağın nemi ve ısısı çok önemli. Ay dolunay evresindeyken tarlaya gidiliyor. insanlar ısıyı en hassas algıladıkları yeri olan kaba etlerini hep sakladıklarından çıplakken toprağa oturuyorlar. Böylece en uygun zaman belirleniyor.Buldan'daki çay bahçesinde ibrahim Amca 'Toprağı yok ettik biz, ilaç ilen, gübre ilen. Halbuki hiç gerek yok, ihtiyacımız olan her şey var tabiatta' dedi. 'Ekim yaparken Ay'ın durumuna bakar mısınız' diye soruyoruz. 'Yok' diyor, 'bakmayız'. Soruyu değiştirdim, 'ayın karanlığında tohum eker misiniz' diye. O zaman gözleri parladı 'yok canım, ayın karanlığında hiçbir iş yapılmaz ki. Budama işleri ayın yenisinde yapılmaz. Aşılama da. Ay karanlığa dönerken yapılır. Yedi gün bekleyeceksin. Doğru zaman ayın yenisi bir haftalık olmuşken yani ilkdördün zamanı, yarımayken. O zaman ay akşam namazı vaktinde doğar' dedi parmaklarını 'C' harfi gibi kıvırarak.

Tarih boyunca insanlar Güneş tutulmasını açıklamaya çalıştılar. Ay'ın Dünya ile Güneş arasına girmesiyle yaşanan tutulma sırasında Tanrıların kendilerini terk ettiğine inandılar. Yunanca bir sözcük olan eclips (tutulma) 'terk edilmiş' ve 'unutulmuş' anlamlarına gelmekteydi. Yakut Türkleri ise tutulmayı Ay ile Güneş'in kavgası şeklinde yorumlayarak kötü ruhların Güneş'i ele geçirmesiyle de tutulma yaşandığına inanırlardı.
Kubilay Akdemir
Tokat'ın Büyükyıldız kasabasında yaşayan Zübeyde Akıncı, göz aşısını büyük bir merakla anlatıyor: 'Göz aşısını baharın yapacaksın. Ay'ın yenisinde değil. Şöyle bir eskimeye başlasın, dört beş günlük olsun da öyle. Yoksa mümkün değil aşı tutmaz'. Kendisine turşuyu yaparken Ay'ın durumunu takip edip etmediğiniz soruyorum. 'Yok bakmam aya filan' diyor.Zübeyde Hanım'ın sözleri, köylerde yaşayan insanların gözleme dayalı yaşamlarını çok iyi anlatıyor. Onların her biri işlerini bilgeliğe dayanan bir bilimsellikle yapıyorlar. Gözlem ve karşılaştırma yaşamsal bir öneme sahip kırsal yaşamda, çünkü üretimde çıkacak herhangi bir sorunu önceden görebilme ve anında müdahale edebilme yeteneğini her an doğal döngüleri izleyerek ediniyorlar. Bu sayıda bahsedilen Ay evrelerini bulma cetvelinin bir marangoz tarafından icat edilmesine şaşmamalı. Doğru zamanda kesilmiş olduğu için köy evlerinin tavanlarında yüz yılı aşkın süredir duran ahşap 'öz' direkler ile gelişigüzel kesilen ve kurtlanmasın diye yoğun miktarda böcek ilacı ile ilaçlanan telefon direkleri Ay bilgisinin en güzel kanıtları olsa gerek. Fethiye'nin Yayıklar köyünde marangozluk yapan Adnan Kıvrak, 'En iyi ağaç zemheride kesilir sağlam olsun diye. Ayın karanlığında kesilirse içindeki su miktarı az olacağından daha sağlam olur, kurt yemez. Yanlış zamanda kesersen kurtlanır, çürür, gider' diyor. Kemaliye'de Apçağa köyünde yırtık pırtık giysilerle gezenlere 'ayın eskisinde mi doğdun' diyorlar. Gerçi Apçağalılar ekim dikim için ay takvimine bakmıyorlar ancak bu işlere yazın başlangıcı sayılan Hıdrellez'de başlıyorlar. Camili köyünde yaşayan Melahat Gülbin en büyük yardımcısının doğa olduğuna inanıyor. Çevresindeki bütün bitkileri tanıyor. Evine kadar yürürken ona da her zamanki sorumu sordum. Bir an bile duraklamadı; 'Biz ay karanlıkken saç kesmeyiz, ayın karanlığında kesilen saç çabuk ağarır' diyerek cevapladı.Köylüler hava tahminini de aya bakarak yapıyorlar. Ayın etrafında ışık varsa, bu ertesi gün yağmur yağacağına işaret ediyor.Ekolojik şifalı ot üreticisi Bülent Akgöz, toplanan otlardaki aktif madde miktarının en yoğun dolunayda olduğunu belirtiyor. O nedenle bitkilerin toplanma günlerini dolunaya denk getirmeye çalışıyor.
Ay-Na

Mezopotamya'da yaşamış halklar Ay Tanrısı Sin'e inanırlardı. Suların yükselmesi, otların büyümesi, hayvanların çoğalıp süt vermesi Sin'e bağlıydı. Yeniaya benzeyen boğa boynuzları ile betimlenen Sin kültünün uzun yıllar önemini kaybetmeyen bir merkezi vardı ve orası Harran'dı
Küçük bir çocukken annemin bana öğrettiği gibi -ve belki de her annenin çocuğuna öğrettiği gibi- gökyüzünde hilali gördüğümde gözlerimi kapatır, bir dilek tutardım. Gözlerimi açtığımda oradaki ağaca bakınca da dileğimin tutacağına inanırdım. Yıllar sonra köylerde yaptığım sohbetlerde bu inancın Anadolu'da da çok yaygın olduğunu öğrendim.Yaklaşık bir buçuk yıldır yaptığımız araştırma hâlâ sürüyor. Aynı cevapları almaktan hiç bıkmadık. Her aldığımız cevapla, Manisa'nın Demirtaş köyünde hilali gördüklerinde yaptıkları bereket duası gibi bizim de her seferinde doğaya, doğanın döngülerine, evrene olan güvenimiz yenileniyor.Lütfi Filiz 'Noktanın Sonsuzluğu' isimli kitabında 'güneş yakıcı 'nar' ve aynı zamanda da aydınlatıcı 'nur' özelliğine sahiptir. Oysa Ay sadece 'nur'dur aydınlatıcıdır. Çünkü o aynadır' diyor. Ay, dünyanın uydusu olarak aynalık yapmaya devam edecek. Bakarsak bize kendimizi gösterecek.
Ocak 2006 / Sayı 154
Güneşin Aydemir
Sevgiyle kalın.
Yeşim Güriş

KENAN DEMİRKOL HOCAMIZ İLE ŞEKER


S.O.S
Hepimiz kulak kesildik sizi dinliyoruz hocam.Bir çözüm geç kalınmadan bulunmak zorunda...
S.O.S


ŞEKER

Beynin kullandığı glikozu vücut zaten üretiyor.Şeker yiyince kan şekeri düşüyor.Beyne daha az glikoz gidiyor.Sınav öncesi şeker beyin performansını daha da düşürür.


Torunlara çukulata şeker vermek ''Al çocuğum daha çabuk öl!'' demektir.

Şekerin vücutta kimyasal etkileri var.Çoğumuzda diz ve kalça eklemlerine takılıyor,kimyasal yoldan kıkırdağı eritiyor.

Hapishanelerde şeker oranı azaltıldıkça kavgalar da azalıyor.Okullarda artan vahşetten söz ediliyor ama kantinler kapatılmıyor.

Osmanlı mutfağının bir bölümü Araplardan etkilenmiştir.İlk şeker İran'da kullanılmıştır.Şekere düşkünlük,özellikle şerbetli tatlılar ki en zararlı olanlardır,Osmanlı mutfağının sağlıksız yüzüdür.

Kültür bahçeciliği ile meyvelerdeki şeker oranı tam dört katına çıkmıştır.

İnsan sanayileşme adında topraktan kopartıldı.

Liberalizm,sosyalizm ve kapitalizm,bu üç ideoloji de günümüzde yetersiz kalıp,kilitlenmişlerdir.Yönetim modeli DOĞANIN ortasına oturtulmalıdır.Eko sosyalizm diye birşey olamaz.Herşey ekolojik bazda yeni bir bakış açısı ile ele alınıp,yeni bir sistem kurulmalıdır.Günümüze dek gelen hiçbir ideoloji çözüm olamaz.

Tutsilerin başına gelenler gibi,yaşam alanı daralırsa öldürmek mübahlaşabilir.

Kuzey yarım küre zenginleştikçe güney yarım küre fakirleşmektedir.Kuzey yarım kürenin güneyin yaşam alanını yok etmesini şu anki hangi ideoloji engel olabilir ki?

Manyetolu çakmaklar sağlığa zararlı olmaları nedeni ile Avrupa'da yasaklandı.Doğru olan tüm çakmakları yok etmekti ama ne yapıldı.Bize satıldı!Hani şu 50 kuruşa satılanlar!Kapış kapış aldıklarımız,Avrupalının ise ülkesinde bile ürettirmediği!

''Herkes eşittir ama bazıları DAHA EŞİTTİR!'' (George Orwell -Animal Farm)

DDT'yi hatırlayalım.Önceleri sağlıklıdır dediler ve nerdeyse banyo bile yaptık DDT zehiri ile.Sonra zehirlidir dendi ama eldeki stoklar bitene kadar Türkiye'de kullanılabilir diye KANUN çıkarttılar!Buyrun cenaze namazına.

Sermaye merkezli yaşam İMKANSIZ.Merkezde olması gereken İNSANdır.AB ülkeleri GDO'lu bitkileri Afrika ülkelerinde üretmektedir!

Yağa dönersek,zeytinyağı 230-250 santigtatta dumanlaşır.Evde kullandığımız tavalar 180 derece civarı ısınır.Yani kızartma esnasında yanması imkansız,sadece yağasidi artar.

Türkiye'de yaklaşık 355 bin gıda üreticisinden yılda ancak 50 bin kadarının sağlık denetlemesi yapılabiliniyor.Çalışanlara nasıl sağlık karnesi verildiği ise başlı başına ayrı bir konu!Surata bakıp kaşe basmak yeterli olabiliyor bazen...Sarılık mı o sadece bir renk.

GDO'lu ürünler artık her yerde.Soya lesitini kullanılan her yiyecekte var.Hazır işlenmiş gıda yiyenlerin vay haline.

Amerika'da organik diye satılan ürünlerin %40 ında GDO tesbit edilmiştir.150 kadar tarımı yapılan GDO'lu bitkinin dünya üzerinde 8 tanesinin yaygın ticareti yapılmaktadır.

Biyo çeşitlilik yok edilmek isteniyor.Az sayıdaki ürünle çok para kazanılmak isteniyor.

Monsanto %95 ile GDO'lu üretimde tek lider dünyada.Amaç ülkeleri sadece Monsanto tohumuna bağımlı kıldıktan sonra tohum vermemek.Çok yakında politikayı tohum şirketleri yönlendirecek.

Limondaki şeker portakala eşittir.Limonda ekşi madde olduğu için tatları farklıdır.Ekşi elmanın şeker oranı tatlı elmaya eşittir.

Yumurta kolestrol konusunda aklandı diyoruz.HAYIR.Yumurta zaten hep aktı,hiçbir zaman kara değildi.Bizim Beynimiz aklandı!İki çeşit kolestrol vardır.Yumurtanınki büyük kümeli kolestrol olduğu için zaten insan hücre duvarından içeri geçemez.Ayrıca yumurtada bulunan lesitin kolestrolün bağırsaklarda emilimini engeller.

Beslenme MATEMATİKTİR.

Bir kaşık bal beş gram şekerdir.Çok sebze az meyve yemeliyiz günümüzde.Antioksidan miktarı taş devrinde 6 kat daha fazla idi.Şeker ise dört kat az.

Küçük balık yiyin.Büyük balıkta Omega 3 fazkadır ama zehir oranı da fazladır.Memleketimizin sardalyası şifa gibidir.Omega 3 depresyonun baş düşmanıdır.

İlaç satmak amaç olmamalıdır.Koruyucu hekimlik derhal uygulanmalıdır.Kapitalist düzenin eğitim sisteminde çok büyük hatalar vardır.Örneğin tıp fakültelerinde beslenme dersi yoktur!Ama ne yersen osundur!
Gıda güvenliği sadece akut zehirlenmelere yol açan örnekleri ile ele alınıp gündeme geliyor.Gıdanın temiz olması güvenli olması anlamına gelmiyor.Almanya'nın % 60'ı kronik hastalıklardan ölüyor.Yani yıllar içinde biriken,anlık belirti vermeyen zehirlerle yavaş yavaş.Gıda güvenliğinin boyutları acilen genişletilmelidir.

İşte böyle anlattı sevgili Kenan Hocamız.Bizlerde can kulağı ile dinledik.
Taksim'de 7 mayıs persembe akşamı,yine üşenmeden,tekrar tekrar anlatacak hocamız birer birer hepimize.Tıpkı,diğer insanlar kıyıda oturmuş sadece seyrederken,tek başına dimdik,ölmek üzere olan deniz yıldızlarını birer birer kumsaldan suya geri atan iyimser,azimli insanoğlu gibi.Gelgitte ölüme sürüklenen milyonlarcasını tek başına kurtaramayacağını bilir ama her dokunduğu yıldız tekrar can bulup,onun yüzünde yıldız yıldız gülücük olarak açacaktır.
Her dokunuş özeldir ve farkı yaratan da özel olabilenlerdir.

Sevgiyle kalın...
Yeşim Güriş

(7 MAYIS PERŞEMBE GÜNÜ SAAT 19.30 DA PROF.DR.KENAN DEMİRKOL HOCAMIZ BU KEZ YAĞLARLA İLGİLİ BİLGİLERİ BİZİMLE PAYLAŞACAK. TOPLANTI YERİMİZ MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI EĞİTİM SALONUDUR.

ADRES:MMO İstanbul Şubesi Katip Mustafa Çelebi Mh. İpek Sk. No:9 34433 Beyoğlu-İstanbul İstiklal caddesinden galatasaraya doğru giderken solda, Mc Donalds dan önceki sokağa giriyorsunuz, sokakda devam ediyorsunuz,soldan ikinci sokağa giriyorsunuz...sağdaki 4.bina..yanında apart otel var..)

KENAN HOCA,STEARİK ASİT(CH3(CH2)16COOH) VE CLA!














Hepimizin kahramanı sevgili Kenan Hocamız pazar günkü panelde,bir kere daha kendisine hayran bıraktırdı engin bilgeliği ve müthiş sunum performansı ile.Araya bu denli sarsıcı bir ölüm olayı girince biraz kafamı toparlamakta zorlanıyorum ama hemen anladıklarımı sizlerle paylaşmaya başlayayım dostlar.Hatam olursa affınıza sığınıyorum.

GDO'lu mısır ve sağlığa zararı malum.Mısırdan şeker üretirken sağlıklı temiz GDOsuz mısır kullanılsa dahi,süreç esnasında enzim üretmek için kullanılan bakterilerin genetikleri ile oynandığı için,yani GDO'lu bakteriler kullanıldığı için Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) de yine GDO'lu olup sağlığımızı mahvediyor.
FDA ve Avrupa konseyi GDOlu besinlerle klasik besinlerin aynı olduğu yönünde raporlar yayınladılar ama anlaşıldıki GDO'nun sağlığımız üzerinde kanıtlanmış tüm zararlı etkilerini kanıtlayan çalışmaları yine aynı kurumlar hep sümen altı yapmışlar.
Beslenme ile ilgili hastalıklar hep birikim sonucu oluşur ve kroniktirler.40-50 yıl içerisinde kronikleşirler.GDO'lu besinler henüz 10 yılşdır tüketilmekte.20 sene sonra ne olacak?

Ocak 2009 da mısıra musallat olan kelebek için zehir üreten gen konuldu mısıra.Artık kelebek musallat olmuyor çünkü o mısırı yediği anda ölüyor.Bir iki ölen olunca da hayvan akıllı bir daha yemek ne kelime yanına bile yanaşmıyor mısırın.Satan halinden pek bir memnun.Bankalarda hesapları şiştikçe şişiyor.Bu mısıra para verip alarak tüketen bizler ise,kotası %15 olan NBŞ'nin(pancar şekerinden çok daha ucuz olduğu için artık tek tercih gibi olan) farklı isimlerle bize yedirildiği çorbadan tutun da özellikle minicik yavrularımızın severek tükettiği çukulatadan bisküviye MSG'li cipslere kadar zevkle bu zehiri mideye indiriyoruz.Sindirilirken böcek öldürücü gen de bağırsaklarımızdaki bakterileri değiştiriyor.Yani bakteriler bağırsaklarımızın içinde Sheltoks üretiyor!Bizi içten de zehirliyor!Keşke kelebek kadar yaşama içgüdüm olabilse!
Diyelim ki art niyetli biri böyle bir besin üretti ve size yediriyor!Haberimiz bile olmadan toprağa cümleten gireriz.Biyolojik silah sadece gazla mazla olmuyor yani!

Bir zamanların en sağlıklı mutfaklarından Osmanlı mutfağı neden sağlıklı değil artık?Omega 3 ve Omega 6'yı hatırlayın.Evliya Çelebi'nin Trabzon gezisini okursanız hamsinin zeytinyağında pişirildiğini görürsünüz.Bugün ise ayçiçek yağında...
1948 yılında Marshall planı İnönü tarafından imzalandı.Amerika'nın fazla mısırı bize ithal edilmeye başlandı.O zamana kadar asırlardır sağlıklı tereyağlar ve zeytinyağlarla beslenen halkımız yapılan propagandalarla bu sağlıklı besinleri beğenmez oldu.Örneğin Erzurum'da o dönem ''Zeytinyağlı yiyemem aman,basma da fistan giyemem aman'' diye zeytinyağını aşağılayan türküler bile yapıldı.
Ayçiçek yağının patenti ilk Londra'da alındı ama ilk defa Ruslar tarafından üretildi.Bulgaristan Trakya üzerinden de bize geldi.Mısır ve ayçiçek yağı Omega 6 dan çok zengin.Bağışıklık sistemi ve cilt sağlığı için elzem.Ama Omega 6 fazla olunca Omega 3 emilemiyor.Hücre zarı Omega 3'ten zengin değilse Omega 6'dan oluşuyor.Omega 6 araşidonik asit yani stres hormonu üretiyor.Omega 6 el bombası gibidir.Kapı menteşesini bile ayçiçek yağıyla yağlamam.
Her yağ karışımdır.Zeytinyağda %8 Omega 6 vardır ve yeterlidir,fazlası zarardır.Omega 6 vücutta tanımlanamadığı için vücutta yakılamaz.Damar duvarlarında,karaciğerde yıkım yapar.


Günümüz insanında kronik Omega 3 eksikliği var.

Kronik hastalıklar önlenebilir.Dünya nüfüsunun %60'ı kronik hastalıktan ölüyor.Yapılan beslenme hatalarından dolayı 60 lı yaşlarda ölmeye başlıyoruz.Hatalı beslenme,hareketsiz yaşam ve tütün kullanımı kronik hastalık sebebi.
Omega 3 balıktan ele edilir ama temel kaynağı yeşilliktir.Balıkta Omega 3,yosun yediği için bulunur.İnek ot yerse Omega 3 olur.Osmanlı mutfağı sağlıklı idi çünkü Omega 3 vardı.Dedelerimiz tereyağı,koyun eti yiyerek zamanında balığa eş değerde beslenmiş.Doğu Anadolu'da balık mı vardı!
Stearik asit doymuş yağ asididir.Ahırda beslenen hayvanda palmetik asit,merada beslenen hayvanda stearik asit olur.Palmetik asit süt tozunda vardır.Transyağlar gibi palmetik asit kolestrolü oksitler.
Stearik asit ne yapar?Yendikten 15 dakika sonra zeytinyağına dönüşür.İçyağ 150 sene önce zeytinyağ gibiydi.Hayvanlara geri verilecek özgürlük Osmanlı mutfağını eski sağlığına kavuşturur.Günümüzde kalp hastaları artmıştır.Ekolojik yaşam hayvana saygı ile başlar.Ağacın da koyunun da demokratik hakları vardır.Ahırlarda hayvanlar hastalanıp ölmesinler diye o kadar çok antibiyotik veriliyorki sütler artık mayalanmıyor bile...Hayvan özgürleşirse mutfakta özgürleşir.Şu anda bu ortamda sağlığımız için yapabileceğimiz tek şey yağsız et tüketmek taki eski mera hayvanlarına kavuşana dek.Mera sütünde Omega 3 ve metabolizmayı düzenliyen CLA var.Ahır sütünde ise Omega 3 ve CLA yok ama kolestrolü oksitleyici maddeler dolu...
CLA'dan zengin beslenen kadınlarda meme kanseri %60 daha az görülür.Doğal sütte insüline benzeyen büyüme hormonu bulunur.Hani şu 100 yaşından sonra süt dişi gibi dişler çıkartan!Peynirden en az zarar görmek için mümkün olan en az yağlı %1,5 gibileri tüketmek lazım.


Bilmek başka uygulamak başka...
Kalalım hep sağlıcakla...
Yeşim Güriş

30 Nisan 2009 Perşembe

OLMAK


Hayat acılarla dolu.Onu daha da acı yapan kabul edememek gerçekleri...

''Hamdım,piştim,oldum...''

Umarım pişebiliyorumdur.

Yazmayı okumayı araştırmayı bunca seven ben,biraz ara vermek zorunda kaldım.Hala kafam çok ağır.Topkapı Sarayındaki devasa bakır helva kazanları bile benim başımın yanında yumurta sahanı gibi kalır.Ağır bir kazan kulplarından tutulunca ,iki kulbun da canı acır mı acaba?Benim iki gözüm,kazan gibi kafamın iki yanında,iki kulp oldu,sızlayıp duruyor hala...
Sevgili Şeminur Hocamızın panel sunumu hala taslak halinde tasalandırıp duruyor beni.Ama yakında tekrar toparlanıp,üretmeye ve bilgi paylaşmaya devam.
Varolmak,birolmak,şifa olmak,velhasılı kelam; OLMAK güzel.

Sevgiyle kalın.
Yeşim Güriş


25 Nisan 2009 Cumartesi

HER SEFERİNDE COK ERKEN...





İnsanın hayatına dokunabilen,güzellik ve doğruyu hep gösterebilen ama ne yazık ki sadece sekiz saniye gibi geçen bir sekiz şanslı seneciğim oldu canım eniştemle.

Allah rahmet eylesin.
En sevdiğim,ana bellediğim,canım Yüksel Teyzemin melek yürekli eşini bu Çarşamba günü öğlen vakti aniden yitirdik...Göklerin yarılırcasına ağladığı gün.Kara toprağa teslim edildiği an,güneşin pırıl pırıl açıp,mezarına bıraktığımız onun kadar saf beyaz çiçeklerin üzerine arıların gelip,bal alırken bize yaşamın hala devam ettiğini fısıldaması...

''Güçlü ol hep kızım'' derdi...''Kızım burası senin evin her zaman gel kal'' diyerek sadece bana huzurlu evinin değil o şefkat dolu kocaman yüreğinin kapısını da açan,hiçbir zaman görmediğim baba sevgisini,şefkatini ve korunma hissini bana sonsuz veren,Allahına teslim olmuş bir melekti canım eniştem.Ne Teyzeciğimin ne de benim, biran bile olsun kalbini kırmamış,bizi hep iyiye yönlendirip,maddi manevi herşeyini bizimle paylaşmış,hayatımda tanıdığım en bereketli ve en eliaçık insandı o.
Yolu ışık olsun...
Seni hiçbir zaman unutmayacağız canım Mahir Eniştem.
Mekanın cennet olsun.
Ardında bıraktığın emanete siz tekrar kavuşana dek gözüm gibi bakacağıma,bana her zaman ettiğin emsalsiz nasihatlara nefes aldığım heran harfi harfine uyacağıma,sana ve anama layık bir evlat olacağıma namusum ve şerefim üzerine söz veriyorum.

Nurlar içinde yat
Mahir Hatipağaoğlu...

22 Nisan 2009 Çarşamba

ŞEMİNUR HOCAMIZ SORUYOR,SİZCE HANGİSİ?


Hangisi daha güzel sizce?

Hangisi gerçek sevgi?


Hangisi daha insancıl ve şefkatli...


Harika bir panel daha sona erdi.Pazar günü az kalsın uçağımı kaçırıyordum biraz daha o güzel insanlardan birşeyler öğrenebilmek adına.


Duyuruya duyarlı topu topu altmış kişi idik.Önceliği gelecek olan bir avuç insan.Emeği geçen herkese yürekten teşekkürler.Benim için uzaktan hayranı olduğum Şeminur hocayla tanışmak,kitabını imzalatmak günün en heyecan verici kısmı idi.Kenan hocamızı yine süper formda görmek üzerine bir kat krema oldu ama kolestrolümüzü oksitlemeyen cinsinden!Korkumdan şeker kelimesini bırakın tüketmeyi,kelime olarak bile kullanamıyorum ne olur ne olmaz!Belki yazım da oksitlenir ve tıkanıp kalır mazallah!


S.O.S grubuna hayran oldum.


(S.O.S.İstanbul Çevre Gönüllüleri PlatformuSivil Toplum Kuruluşuİstanbul/Kadıköy
Moda Sabit Pazarı No : 24 Moda - Kadıköy - İstanbul
Telefon :0216-418 52 15
Faks :0216-414 69 98)



Bu nasıl bir özveri ve sabırdır.Tebrikler.Daha kapıda karşılamaları bile farklılıklarının en güzel kanıtıydı.Dağıttıkları özenli broşürler ,birikim ve tecrübelerini anlatıyordu aynı zamanda.Türksen Hanımın FSD ve PDA üyesi olmama gösterdiği samimi ilgi beni hemen evimdeymiş gibi hissettiriverdi.Kendisi S.O.S. Çevre Gönüllüleri Platformu kurucu başkanı çok saygıdeğer bir hanımefendi.Başkan yardımcısı ve panel yöneticisi Yücel Hanım da hemen beni Şeminur hoca ile tanıştırıverdi sağolsunlar.GDO'nun ne olduğunu açıkça anlattığı için laboratuvarı bile elinden alınan bu aydın biliminsanına ,tanıştıktan sonra birkez daha sonsuz saygı duydum.(http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=5898)ç


Harika bilgilerle dolu kitabını imzalarken de,hocam bize gelip konferans verir misiniz soruma seve seve diye cevap verirken de,ne kadar mütevazı idi.İyi ki varsınız hocam :)(http://www.ilknokta.com/urun/64911/Degistirilen-Gen-mi-Sen-mi-Evren-mi--Seminur-Topal.html)


Kısa bir açılış konuşmasından sonra söz hemen kendisine verildi.Not alıp anlayabildiğim kadarını sizlere doğru olarak anlatmaya çalışacağım.





GDOların günlük yaşamdaki önemini anlayabilmek için hücre yapısını bilmek gerekir.Hücrede bulunan kromozomlar genleri taşır ve DNAları oluşturan genler vücudumuzun bilgi bankalarıdır.Genlere müdahale direk olarak kendi metabolizmamıza müdahale demektir.





İnsana ve çevreye verdiği zararlar anlaşılıp kanıtlanınca GDO ismi tepki aldı ve hemen Transgenik kelimesi kullanılmaya başlandı.Ama onun da foyası kısa sürede ortaya çıkınca GDO lu ürünler bir daha kafa karıştırma adına BİYO TEKNOLOJİ ürünleri adı altında insanları hasta edip öldürme pahasına tekrar piyasaya sürüldüler.tıpta GDO kullanımı %70 yatırımla %30 getiri sunar.Oysa tarımda %30 yatırımla %70 getiri!Yani tarımdaki GDO kullanımı sırf rant amaçlı.Bu arada zavallı bir milyar aç en iyi bahane...


Gen transferi farklı yöntem ve tekniklerle yapılabiliyor.


En ünlüsü malum koyun Dolly.7 yaşındaki bir koyunun meme dokusu hücrelerinden alınan çekirdeğe elektiriksel impulse yöntemi uygulandı ve bebek Dolly doğdu.Ama normal koyun hayatı süresi yerine yarısı kadar yaşadı çünkü çekirdek zaten 7 yaşında idi!Dolly'de doğal olarak ona çekti.


Ülkemizde GDO kontrol labratuvarları çok az sayıda ve ne yazık ki yeterince hür değil.Bir analiz 700 liradan başlıyor.Ayrıca sözleşme imzalamanız şart ve sonucu deklare etmeniz YASAK!Bu ne demek şimdi!Bu labratuvar analizini kullanamayacaksam niye onca para vereyim ki!Analiz yaptırtmamak demokratik olmayacak diye bu nasıl göz boyamadır peh peh peh!!!Neden ülkemizde herşey olması gerektiği gibi değil de MİŞ MIŞ GİBİ!Labratuvar VARMIŞ gibi!



GDOlu ürünlerin kanıtlanmış risklerinde bazıları:



-Demokrasi:Kısırlaştırılmış olduğu için çiftçiyi kapana alıyor.Birkaç tohum şirketinin insafına terkediyor.Çiftçinin onbin yıllık tohum üretme hakkı ve bilgisine el koyuyor,dogayı patentliyor!


-Sağlık:Alerji,kanser,antibiyotik direnci,deli dana,alhzeimer,parkinson....Vücuttaki enzimleri tamamen bozuyor.


-Çevre:Gen kaçışları engellenemiyor.GDOlu polenler sonsuz yolculuk edip,GDO suz saf yada endemik bitkileri de geri dönüşü olmaksızın dölleyip,kendine benzetiyor.


-Biyo çeşitlilik:Tamamen yok ediliyor.Endemik bitki kalmayacak yakında.(Ülkemizde ikibin adet var yada vardı...)


-Üretici firmalar tohum üzerinde minicik bir oynama ile patent hakkı alıyor.Yaşama hakkı patentlenemez!


Özetle ekonomik,ekolojik,politik vs konularda sonsuz sorunlar yaratan bir teknoloji.

Türkiye Cartegena'yı imzalayalı yıllar oldu ama sene 2009 hala biyo güvenlik yasamız yok.Daha doğrusu ÇIKARTILMADI nedense!!!
AB muhatabımızsa:yasa henüz çıkmadı ama bakın labratuvarlarımız var deniyor.
ABD (en büyük GDO satıcısı Monsanto ve Cargill i hatırlayınız) muhatabımızsa:bakın yasamız yok,kontrol de yok deniyor!
Ne şiş ne kebap!İtinayla kaz çevirmesi yapılır.Bu arada son zamanlarda ülkece daha bir paytak yürür olduk.Ben atalarımı maymun sanıyordum ama bizimkiler kaz mı ne???
Bu arada GDOlu ürünler için gümrüklerimizde hiçbir kontrol yok.Buna paralel olarak GDOlu ürün tüketmeye bigimiz dışında mecbur ediliyoruz...Bizlere sağlığını kaybedecek olan tüketiciye de bir bigi veren yok.Labratuvara biz götürürsek tek tek bilr,bunu açıklama hakkımızda yok!



Günümüzde kümülatif(Birikmeye)bağlı kronik hastalıklar hızla artmakta...Soya lesitini,mısır şekeri glikoz,enzim üreten GDO lu bakteriler vs. den her bisküvi,yoğurt,cips,çukulata,hazır çorba ,yani özetle işlenmiş her gıdadan dolaylı olarak bu zehirleri alıp bunu tanıyamayan,yabancılayan ve işleyemeyen metabolizmamız nedeni ile biriktirip duruyoruz habire.Bizim gümrük kapımız karaciğer,sınırlardaki gümrüklerden çok daha iyi çalışıyor ama artık o da heran pes edebilir bizim vurdumduymazlığımız yüzünden...


Bağırsaklarımızdaki yararlı organizmalar GDOlar yüzünden form değiştirip bizi içten imha etmeye başladılar bile.
Şu an geçerli hukuk kurallarına göre insan suçluluğu kanıylana kadar suçsuzdur.
Gıda ve sağlığımızı direk etkileyen her yeni çalışma ise suçsuzluğunu ispat edene kadar POTANSİYEL SUÇLUDUR!
Her yeni teknolojiye ihtiyatla yaklaşılmalı,ilgili yasalar dikkatle çıkarılmalıdır.
Tarımsal özgürlük ve yeterliliğimizi her geçen gün daha da kaybediyoruz.İleri teknoloji keşke besin değeri olmayan besinlerin gıda değerine kavuşturulması için kullanılsa...AB 1990 yılında yasal yapılanmasını gerçekleştirdi ve her zaman güncelliyor.

Sonuç olarak Şeminur Hocamız bize yine harika bir sunumla hayati değeri olan çok önemli bilgiler verdi.Bunları uygulamaksa hepimizin ödevi
Sevgiyla kalın.
Yeşim Güriş

21 Nisan 2009 Salı

PEYNİR ÖZLENİR Mİ?

Eğer soru peynir yemek özlenir mi olsa idi,sevip te yiyemiyen herkes kocaman buruk bir eveeet derdi ama benim derdim başka.Ben Aysuncuğumun mükemmel lezzet ve sağlıktaki sütlerinden yaptığım ve iş için Ankara'ya gidince de evde bırakmak zorunda kaldığım yapım aşamasındaki peynirimi özledim!Aklım her an onda!Ah PDA,ah pembe domates sevgisi,insanı bu yaşta ne hallere sokuyor!
Sabah bozkırda güneşin doğuşunu seyretmeyi,insanı ayıltıp ayıltıp,dirilten,enerji dolduran serin havasını,canım okulumun çamlarından gelen o taptaze bahar kokusunu özlemişim.Ankara'yı benim için çok özel kılan can dostlarımı çooook özlemişim.Sabah erkenden tıpkı 23 sene önce yaptığımız gibi aynı yerde,yıllar içinde ismini değiştirse de sunduğu hazdan hiç ödün vermeyen klasik kahvaltı mekanımızda,yeni açmış elmanın altında yine aynı keyif.Midterm stresi yerine,bu sefer bitmesi gereken bir proje sıkıntımız olmuş olsa da,hepimiz 10 kilo daha ağırlaşmışsak ta,akşam yetişmem gereken servis şimdi İstanbul uçağına dönüşmüşse de,aldığımız keyif ve paylaştığımız sevgi hep aynı.Hep aynı ve her an daha da kuvvetleniyor.Üstelik eskiden sadece bir kişi iken önce iki şimdi de üç kişi olan dostlarım beni daha da zenginleştiriyorlar habire.Sabah Duygu ve Oğuz ile dünyanın en leziz kahvaltısını paylaşırken,onlar evde bırakmak zorunda kaldıkları nazarlar değmesin birbuçuk porsiyon cancağazımı düşünürken,ben de bir yandan akıl küpü dünya sevimlisi bıcırı anıp öbür yandan da bu çocuk ne yiyecek,nasıl temiz gıda bulacak diye çözümler üretmeye çalışmaktayım!Tabi bir yandan da evdeki peynirimi merak edip özlemekte,nasıl ondan bu dünya tatlısı minik adama ve dostlarıma yedirebilirim diye kendi kendime hayıflanmaktayım.Bana büyükannemin yedirdiğini ben de cancağazıma sunmalıyım.Ama nasıl?
İlk gençliğimi ve canım ODTÜ'mü geride bırakıp bugüne dek çalışmaktan en zevk aldığım yıllara ve mekanlara kısa bir dokunuş için adres Siyasal Bilgiler Cebeci.Canım mesai arkadaşım Hande,güzel anılar ve karşılıklı masalarda o günkü ders materyallerini tartıştığımız,bir bisküviyi dörde bölüp yediğimiz anılara kısa bir dokunuş.Ah şu öğretmen maaşları biraz insaflı olsa hiç düşünmem dönerim geri üniversitedeki işime.Öğrencilerimi öyle özlemişim ki.Gıda gençlik hareketini yaymalıyız.Etraf pırıl pırıl beyinlerin,mısır şekeri,katkı maddeleri ile yok ediliş trajedileri ile dolu...Kantin tam bir bomba ve kimse farkında değil.Bazı böyyük adamlar çooook para kazanacaklarsa yine kazansınlar bana ne.Ama zehir yerine şifa üretsinler.Yine böyyük böyyük paralar kazanırlar merak etmesinler.Hem de hayır duası alarak bereketi ile birlikte!
Can dostlar Hande ve Mehmet''in yakışıklı cinkafa oğulları Oğulcan yine beta.O oniki yaşındaki haliyle,sanki kırk yıldır aynı ızdırabı çekmiş bir yetişkine eşit ızdırabı ve bıkkınlığı görmek çok yıpratıcı.
''Yeşim teyzecim YİNE beta uff yaaa''
diyişi içimi hala sızlatıyor.Kurban olsun sana Yeşim teyzen,keşke elimden birşey gelse.Etrafımdaki her çocuk ya alerjik astım ya beta...Geniz eti büyümesi veya bademcik problemi olmayan kaç sübyan kaldı etrafımızda.Hepsi ninelerimiz dedelerimiz kadar hastalıklara aşina.Bu yakışıklı delikanlı da kıyamam,tüm antibiyotikleri ezbere biliyor.Doktorunun iğne yerine şurup vermesi bile anında ateşini düşürüyor,yüzünde hemen gülücükler açılıveriyor.Gel gör ki kan alınması lazım test için ve anladığı andaki acısı hepimizi derinden yıkıyor.Hande benim tanıdığım en bilinçli,akıllı ve mükemmel anne,dünya tatlısı dostum olması yanında.Oğulcanı daha ana karnında iken yudum yudum,lokma lokma,herşeyin en iyisini,en sağlıklısını bulup uygulayarak bu boya getirdi.İrademle övünen ben,onun yanında,esamem bile okunmaz,siz anlayın artık.
Eğer bu GDO'lu gıdalar,soya lesitinleri,NBŞ'ler bu kadar sinsice en bilinçlilerimize kadar sokulabiliyorsa,ya vurdumduymazlar yada cahiller....Para kaybederlerse çoook üzülürler ama sağlık için,saf temiz ekmek için parmağını kıpırdatan yok.
Benim çocuğum yok ama canım kadar sevdiğim onca dostumun onlarca çocuğu var.Kan alınırken Oğulcan'ın paniği,çaresizliği...Handemin o acısı...İçim paralanıyor...

Cancağızlarım.Biz dedelerimiz gibi tereyağının en hasını,elmanın en misini yedik.Suyumuz temizdi,denizlerimiz berrak.Balıkların özgürce yüzdüğü,ineklerin gülümseyerek şifalı sütler verdiği zamanların en sonunlarına yetiştik.Bir de size bıraktığımız mirasa bakın.Çok ama çok utanıyorum.Margarin yiyip,bal görünümlü GDO'lu mısır şurubu sıvıyı,adına ekmek denen ama sizi diyabet yapan süngerin üzerine sürüyorsunuz.Kelebek dadanmasın diye öldürücü gen aşıladığımız mısırı tarlada mükemmel şekilde yetiştirdik,satan da accaip karlarla böyyüüüük paralar kazandı amma,o mısır kah bisküvi oldu,kah cips,kah kola,kah çukulata ve sizin bağırsaklarınızda parçalanırken güzelce Sheltoksa dönüşüp,sizi içten de zehirlemeye devam etti!Bravo bize.
Kelebekler uçmak için yaratılmışlardır.Ömürleri üç gün dahi olsa mutlu ve özgürdürler. Çocuklarımız da kelebekler kadar narin ve güzeller.Neden özgürce uçamasınlar?Onların ömrü üç gün mü olacak,hep boyunları bükük,benizleri solmuş,kanatları yoluk yoluk???
Çocuklarımızın kanatlarını kırmayalım LÜTFEN.Bırakın ÖZGÜRCE uçsunlar.Tıpkı bir zamanlar anne babamızın bize armağan ettikleri bir çift mutlu kanat gibi.Kana kana gerçek süt içip,doya doya koşup oynasınlar,kahkahalarla kanatlanıp uçsunlar,özgürce hep daha güzel yerlere sağlıkla konsunlar.
Dedim ya ben o peyniri özledim,hem de sonsuz özledim.

Sevgiyle kalın.Yeşim Güriş