4 Haziran 2009 Perşembe
Omega-3 VE TUZAKLAR
İşte Prof. Dr. Kenan Demirkol ile akıllı beslenme üzerine iyibilgi okurlarına özel yeni bir röportaj daha!
Günlük Omega-3 ihtiyacımızı nasıl karşılarız? Balık yağı satarken nasıl bir tuzak kuruyorlar?
Hastalanmadan sağlıklı yaşamın sırrı akıllı beslenmede, akıllı beslenmenin sırrı da Omega-3’te saklı!
Peki sağlıklı yaşamın anahtarı Omega-3 ihtiyacı hangi gıdalardan alınır? Hayvansal ve bitkisel Omega-3 içeren gıdalar neler? Hangi balıklar zararsız? Keten tohumunun sırrı ne? Tuzağa düşmeden balık yağı nasıl alınır?
Ve Omega-3 hakkında merak edilen soruların cevapları…
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan Demirkol iyibilginin sorularını yanıtladı..
Günlük Omega-3 ihtiyacımızı doğal yolla nasıl karşılarız?
Omega-3 kaynakları hayvansal ve bitkisel olmak üzere ikiye ayrılıyor. İnsan vücudunun günde 1-1,5 gr. hayvansal Omage-3’e ihtiyacı vardır. Hayvansal Omega-3 kaynakları arasında, ilk sırada yumurta yer alıyor. Her gün bir yumurta Omega-3 ihtiyacının büyük bölümünü karşılar.
Yumurtanın yıldızı son günlerde iyice parladı, peki özgür tavuk yani doğal köy yumurtası mı tercih edilmeli?
Eğer bulunabilirse tabiî ki doğalı tercih edilmeli. Ancak büyük şehirlerde marketlerde ambalajlı satılan, doğal yemle beslenmiş ve Omega-3 açısından zenginleştirilmiş yumurtalar alınabilir. Ben de bu yumurtalardan yiyorum.
Yumurtadan sonra ikinci sırada yer alan Omega-3 kaynağı nedir?
Balık… Haftada 3-4 defa balık yiyerek hem sağlıklı beslenmiş, hem de Omega-3 ihitiyacımızı karşılamış oluruz.
Balık ama hangi balıklar?
Özellikle küçük balıklar tercih edilmeli, çünkü büyük balıklar denizlerdeki ağır metaller açısından risk içeriyor. Ağır metaller balıkların yağlarında birikir, onları yediğimizde vücudumuzda serbest radikallere dönüşerek hastalıklara zemin hazırlar. Bu yüzden hamsi, sardalya, istavrit gibi küçük deniz balıklarını öneriyoruz. Kızartma yapılabilir, ancak kesinlikle ayçiçeği veya mısır yağı ile değil! Balığı ayçiçeği yağında kızarttığımız zaman, balıktaki Omega-3 yok oluyor! Sadece ve sadece zeytinyağı ile kızartılmalı.
İnsan beyninde de bütün hücrelerin duvarında olduğu gibi oleik asit ve Omega-3 vardır. Saf sızma zeytinyağı en iyi oleik asit kaynağıdır. İyi kolesterolü düşürmeden, kötü kolesterolü düşürür bu kalp için en sağlıklı yağ demektir.
Evliya Çelebi seyahatnamesinin Trabzon bölümünde hamsiyi zeytinyağında pişirme tarifi vardır. 400 sene önce zeytinyağında kızartma yapılırken, 100 sene önce mi yanıp zehirler oldu! Zeytinyağı yanınca kanser yapar iddiası tamamen emperyalist oyunun bir parçasıdır. Margarin ve mısırözü yağını dünyaya pazarlayabilmek için! Yunanistan’da yıllık zeytinyağı tüketimi kişi başı 20 kg. Türkiye’de ise 1 kg. Sağlık sorunları Türkiye’de neden artıyor gerisini siz düşünün!
Zeytinyağı ısıya dayanıklıdır, zeytinyağının yanma derecesi 250 derecedir. Siz yakamazsınız, tam aksine ısıya en dayanıklı yağ zeytinyağıdır. Sızma zeytinyağında daha düşük ısılarda duman görürsünüz ama bunun hiçbir zararı yoktur. Evliya Çelebi’nin tarif ettiği gibi hep zeytinyağı.”Bu arada kızartma sevmeyenler balık buğulama yapabilirler.
Çiftlik balıklarındaki Omega-3, deniz balıkları ile aynı oranda mıdır?
Bazı çiftlik balık üreticileri iki kat Omega-3 içeriyor diyorlar. Ancak bir gerçek var ki çiftlik balıkları yapay yem ile besleniyor ve bu çiftlik balıkları deniz balıklarının yediği yosunu, yeşil Omega-3 kaynaklarını yiyemiyor, işte bu çerçeveden baktığımızda çiftlik balıkları, deniz balıklarına oranla % 50 daha az Omaga-3 içeriyor diyebiliriz.
Bitkisel Omega-3 kaynakları nelerdir?
Bitkisel Omega-3 kaynaklarına geçmeden önce, bitkisel Omega-3’lerle ilgili önemli bir noktanın altını çizelim. İnsan vücudunun günde 1-1,5 gr. hayvansal Omega-3’e ihtiyacı olduğunu söze başlarken de belirtmiştim. Hayvansal Omega-3 içeren gıdalar, insan vücudunda 3 gramda 1,5 gram Omega-3’e dönüşür. Bitkisel Omega-3’ler ise insan vücudunda 7 gramda 1,5 gram Omega-3’e dönüşür.
Örneğin; Ceviz Omega-3 kaynağı olarak bilinir, cevizden vücudumuzun ihtiyacı olan Omega-3’ü alabilmek için çok fazla kalori alabileceğimiz noktasına dikkat edilmelidir.
Peki bitkisel Omega-3 kaynaklarından fazla kalori almadan sağlıklı olarak faydalanmak mümkün değil mi?
Bitkisel Omega-3’ü en çok bulunduran besin maddesi “keten tohumu”dur. Bu nedenle günde 1-2 tatlı kaşığı tatlı kaşığı keten tohumu, tane olarak özellikle salatalara konarak tüketilebilir. Keten tohumlu ekmekler tercih edilebilir. Yurtdışında ekmek hamuruna katılır. Ancak, hazırdan ziyade, tam buğday unu ile evde yapılan ekmek hamurunun içine tane olarak keten tohumu katılmasını öneririm.
Keten tohumu ekmek ile beraber pişince vitamin değerinde bir eksilme olur mu?
Hayır olmaz. Keten tohumu öğütüldükten 24 saat sonra vitamin değerini kaybeder. Bu yüzden tane olarak alınmalıdır ve mümkünse çiğnenmelidir. Öğütüp tüketenler ise evde kendileri öğütüp, 24 saat içinde tüketmelidirler.
Keten tohumunun sürekli alınmasında bir sakınca var mı?
Hayır yoktur. Keten tohumu rahatlıkla her gün kullanılabilir. Ancak, kullanırken dikkat edilmesi gereken nokta; 1 tatlı kaşığı keten tohumunu birden ağza alıp çiğnemeye çalışılmamalıdır. Kendi ağırlığının 7 katı su tutucu özelliğinden dolayı ağızda hemen şişer ve boğulma riski doğurabilir. Bu yüzden salata veya ekmek içine koyarak ve çiğnenerek tüketilmesini tavsiye ediyoruz.
Peki başka hangi bitkiler Omega-3 içerir?
Tüm yeşil otlar… Semizotu bu yeşil otların başında gelir. Salatada tercih edilecek yeşillikler iyi birer Omega-3 kaynağıdır.
Hazır olarak satılan Omega-3, diğer adıyla balık yağı kapsülleri faydalımıdır?
Elbette. Ben de her gün bir tane Omega-3 kapsülü kullanıyorum.
Omega-3 kapsülleri alırken nelere dikkat etmeliyiz, en iyi balık yağı kapsülü hangisi?
Bu kapsülleri alırken tuzağa düşmemek gerek. Bazı ambalajların üzerinde 1,5 gram Omega-3 içerir yazıyor, iyi de bu yağın hepsi Omega-3 değil ki, toplam yağların yani kapsülün miktarı o kadar!
Ambalajın üzerinde EPA ve DHA miktarına ve toplam miktarın ne olduğuna bakılmalı. Hangisi EPA ve DHA’yı en yüksek miktarda içeriyorsa o tercih edilmeli.
3 Haziran 2009 Çarşamba
BAL BALKONDAN SEVİMLİ HABERLER!
BALIK MI ALIK???
http://assembly.coe.int/Documents/WorkingDocs/doc04/EDOC10380.htm
Balıkları alık sanıp hala GDO da ısrar edenler!
Maybe you get it this way,must be so used too I guess hugh?You get it now???
''Several million farmed salmon from aquaculture systems in Canada, Iceland, Ireland, Norway, Scotland, USA and the Faro Islands have escaped in this way in recent years. The farmed salmon are a threat, as a result of transfer of parasites and pathogens, to the stocks of wild Atlantic salmon which have existed for decades. These populations, which are well adapted to their environment, are subjected to “contamination” of their gene pool from the farmed salmon genome, if negative characteristics are bred in.''
Hay Allah bak şu işe Monsantonun Roundup'ı da neler yapıyormuş!Ne enteresaan!
“Glufosinate ammonium is linked to neurological, respiratory, gastrointestinal and haematological toxities, and birth defects in humans and mammals. Gyphosate is the most frequent cause of complaints and poisoning in the UK, and disturbances of many body functions have been reported after exposure at normal use levels. Glyphosate exposure nearly doubled the risk of late spontaneous abortion, and children born to users of glyphosate had elevated neurobehavioral defects. Glyphosate causes retarded development of the foetal skeleton in laboratory rats. It inhibits the synthesis of steroids, and is genotoxic in mammals, fish and frogs. Field dose exposure of earthworms caused at least 50 percent mortality and significant intestinal damage among surviving worms. Roundup causes cell division dysfunction that may be linked to human cancers.”
Yok canım kim dedi saygın ve doğruyu söyleyen biliminsanları herşeylerini kaybediyorlar diye!Cık cık cık!!!
Many scientists and journalists have had the same experience as Pusztai. The extent of manipulation and campaigns to destroy professional reputations which have been documented are extremely worrying.
BT toksin de ne ola ki bacım!Heç duymamışam...
Bacillus thuringiensis is the micro-organism most frequently used as a biopesticide to date and the world-wide turnover of Bt preparations has now reached 110 million dollars annually. Emmert, E. A. B., Handelsman, J., Biocontrol of plant desease: a (Gram-) positive perspective, FEMS Microbiology Letters 171, 1999, pg.1-9. A drawback of the mass use of these preparations is their comparatively high specificity. Researchers have therefore produced a recombinant Bt strain that shows high potency and also a broad spectrum of action because a further delta endotoxin has been introduced by genetic engineering. Two different toxins are expressed at the same time. In order to circumvent the light sensitivity of previous preparations (the active substance is rapidly inactivated under environmental conditions), the recombinant strain, that produces no spores, stores the toxin in the bacterium. This improves efficiency and also, in the view of the scientists, overcomes the problem of release into the environment. Sanchis, V. et al., Developement and field performance of a broad-spectrum nonviable asporogenic recombinant strain of Bacillus thuringiensis with greater potency and UV resistance, Applied and Environmental Microbiology 65, 1999, pg. 4032-4039. For further information on genetically modified biopesticides, see: Gorlach, K., Problems in the Introduction of Genetically Engeneered Microorganisms into the Environment, Acta Microbiologica Polonica 43, 1994, pg.121-131; Thompson, I. P. et al., Survival, colonization and dispersal of genetically modified Pseudomonas fluorescens SBW25 in the phytosphere of field grown sugar beet, Nature Biotechnology 13, 1995, pg.1493-1497.
Amerika'yı tekrar keşfedelim mi???
51. GM crops are neither needed nor wanted; they failed to deliver their promises, and instead, are posing escalating problems on the farm. There is no realistic possibility for GM and non-GM agriculture to coexist, as evident from the level and extent of transgenic contamination that has already occurred, even in a country like Mexico where an official moratorium has been in place since 1998. GM crops are unacceptable because they are by no means safe. They have been introduced without the necessary safeguards and safety assessments through a deeply flawed regulatory system based on a principle of ‘substantial equivalence’ that is aimed at expediting product approval rather than serious safety assessment. Despite the lack of data on safety tests of GM foods, the available findings already give cause for concerns over the safety of the transgenic process itself that are not being addressed.
Sıkıldınız di mi?Televizyonda eminim hepimize hitap eden bir dizim dizim dizdiren bir dizi muhakkak vardır!Hatta burayı okumak yerine neden hepimiz Yan Sokaklar,Avrupa Paçası veya Aşk ı Memnun'u izlemiyoruz ki!Düşünmeye ne gerek var otur Tivini izle işte,fazla da karıştırma!
The Assembly believes that although green biotechnology offers a broad spectrum of potential benefits, many risks - for example horizontal gene transfer - have not been sufficiently evaluated. While the risks to health associated with current GMOs can be regarded as slight, provided that safety controls prove effective, future developments with modified output characteristics will entail new and different risks that will have to be assessed on an individual basis.
7. Long term effects on biodiversity are difficult to estimate, particularly as there is no generally recognised definition of “ecological damage”. The Assembly emphasizes that there are currently no uniform standards for the assessment of mandatory monitoring of crops in cultivation. Long-term monitoring is obligatory to allow the ecological effects of GMOs to be assessed.
Devam ederdim ama ben de yoruldum.
Ne diyelim FLAJ FLAJ FLAJJJJJ!!!Azzzz sooona!Arkası yarın!
Sindirebilmek için kıssadan hisse bir ara!
Sevgiyle kalın.Yeşim Güriş
LİVANELİ SEN NE ETTİN!


2001 'de Monsanto'dan oldukça etkilenmiş ki,
http://arsiv.sabah.com.tr/2001/06/16/y29.html
2009'da savunmaya başlamış!
(http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Genetikle_oynamak_dogru_mu&tarih=03.06.2009&Newsid=241516&Categoryid=4&wid=5#javascript)
Sevgiyle kalın...
Yeşim Güriş
Merhaba,
Odtü'de okuduğum yıllarda sizle tanıştım,hiç bir konserinizi kaçırmaz avaz avaz karlı kayın söylerdim ve ''Genetikle oynamak doğru mu?'' YAZINIZI OKUYANA KADAR SİZİ SEVER SAYARDIM!
Slow food FSD(Fikir sahibi damaklar) ve PDA (Pembe Domates Ağı) üyesiyim ve yıllardır konuyu araştırıyorum ve bu aralar artık yazmaya da başlıyorum nihayet...
Bari siz yapmayın bu para hırsıyla ne yapacağını şaşırmış Monsanto vb şirketlerin kuklası olmayın.Lütfen okuyun ,araştırın ve eminim hemen siz de oynanan bu çirkin oyunun ayrımına hemen varacaksınız!Tarımdan anlamadığınızı belirtmişsiniz ama bu sizin gibi koca bir yüreğin ve beynin önünde bir engel değil.Ben de anlamıyordum ta ki PDA ve Slow food FSD ye katılana kadar.Biz burdayız ama siz neden o tarafa geçtiniz?
Amerika'da yapılan 10 araştırmadan 9 unu GMO lu (Türkçe'de GDO diye kullanıyoruz) soya,mısır,kanola gibi sefillikleri yaratan ve tarım ilaçları ile beraber satan kar eden Monsanto (ki dünya tekelidir % 95 ile )gibi şirketler yaptırıyor!Ve nedense 10 da 9 zararsız sonucu yıllrdır çıkartılıyor.Bilin bakalım kanser dahil birçok zararlı etkisi var ve kanıtlandı diyenler kim?Evet bağımsızlar!Temiz kalabilmiş ahlaklı bilim adamları hayatları kariyerleri pahasına GDO ya karşi çıkıyorlar tüm kanıtları ve bilimsel araştırmaları ile.Bu konuyu ülkemizde araştıran Prof. Dr. Şeminur Topal hocamızın elinden labratuvarı niye alındı sanıyorsunuz?Arpad Pusztai kim,nasıl bilmeden aç insanların ''yaratılan ve sırtından geçinilen'' dramına bu trajedik rezilliğe alet olursunuz?
http://www.freenetpages.co.uk/hp/a.pusztai/
Bir millyar aç çünkü dünyayı iki kez besleyecek yiyecek varken paraları olmadığı için yiyecek alamıyorlar.Hindistan'da çiftçiler spor olsun diye intihar etmiyor binlerce!Pirinç füyatları ile kim ve ne amaçla oynanıyor hiç araştırdınız mı???Madem GMO o kadar iyi neden iyi olanı sağlıklı bitkileri bozuyorlar sadece ve Neden besin değeri olmayan bitkilerin geliştirilmesi için uğraşmıyorlar?Silent Forest'ın bağlantısını veriyorum.İyi ve kötü bilmi ayırd edebilmeniz adına.Lütfen seyredin.GDO ile insülin,aşı üretmek ne kadar faydalı ve tarafımızdan da onaylanıp alkışlansa da,tanrıcılık oynamaya kalkışan so called bilimadamlarının benim yaşam hakkımı riske atmaya hiçbir hakkı yoktur!Biz evrene aidiz ama evren bize ait değil!http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&videoid=39582198&searchid=8054a5e2-4e4f-466d-9408-b3df6d56c62e
Hala ''KARLI KAYIN ORMANI''nını söyleyebilecek misiniz,ne yüzle merak ediyorum! BT toksin ve GMO lu ağaçları öğrenmenize rağmen eğer yaptığınız bu büyük hatadan dönmezseniz ve hala GMO yu savunursanız!Gıda emperyalizmini en iyi bilenlerden biri olmanız lazım eğer bunca yıl gerçekten solun sesi idiyseniz...Google da Prof. Dr.Kenan Demirkol yazarsanız konuyu daha iyi kavrayacağınızdan eminim.En azından vakit ayırıp bir seyredin lütfen neden bu adamcağız kendini parçalıyor konunu önemini anlatabilmek için yıllardır! http://video.google.com/videoplay?docid=-1259968673571252483
Şu an saçlarım dimdik sinirden evde turluyor ve aldatılmışlık duygusu ile başetmeye çalışıyorum...GDO'ya hayır platformunu hiç duydunuz mu?Hepsi kariyer sahibi bunca zeki vatansever niye çırpınıp duruyor yıllardır?
(GDO'ya Hayır Platformu, Mart 2004'te İstanbul'da kurulan, başta ekolojik ürün üreticileri ve ekoloji örgütleri olmak üzere tüm ülkede örgütlü çevre platformlarını oluşturan yerel derneklerden ve konuyla doğrudan ilgili STK'lardan oluşmaktadır. Genetiği değiştirilmiş organizmalara karşı muhalefet yürütmektedir. "Yaşam Patentlenemez" başlıklı Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Deklerasyonu'nu yayınlayarak faaliyetlerine başlamıştır. Son olarak ikinci Ekoloji şenliğini düzenleyen platform tohum kanununa karşı düzeyli bir muhalefet yürütmüştür)
Mayınlı araziler,Tarım ve gıda Bakanlığı nedense tam da şu an kurulma aşamasında!Dün GMO lu besinlere izin verilmesi....Ve bugün sizin karşı kıyıdan gelen sesiniz!Siz bu musunuz?Sizi seven ve zekanızı yüreğinizi her daim taktir edenlere bu yapılır mı?Umarım geç olmadan gerçekleri görürsünüz.Ya da gerçek aslında siz de o tarafta ve sermaye merkezli dünyadasınız.
Biz İNSANI MERKEZE OTURTAN DOĞAYA SAYGILI BİR DÜNYA HAYAL EDİYORUZ.Ekmeğimize sahip çıkıyoruz! http://www.ntvmsnbc.com/id/24964393/#storyContinued
PDA olarak Tohumlarımızın ve yurdumuzun egemenliği için çırpınıyoruz!http://pembedomates.blogspot.com/2009/05/tohumculuk-yasa-tasarisi-hakkinda-pda.html
Eğer insanlığın tarafında iseniz zaten köşenizde GMO yu övmek ne kelime yerer ve yerine alnınızın akı ile PDA görüşünü benimseyip hatta hemen köşenizde yayınlarsınız!Tabi İzin VERİRLERSE!!!
WAKE UP PLEASE BEFORE IT IS WAY TOO LATE,PLEASE
http://yesim-pembedomatesistanbulpda.blogspot.com/ Bu da benim blogum!
Saygılarımla,
SEVGİYLE KALIN...
Yeşim Güriş
AHMET ATALIK DAHA NE DESİN???



(http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Genetikle_oynamak_dogru_mu&tarih=03.06.2009&Newsid=241516&Categoryid=4&wid=5#javascript
Sayın Ahmet Atalık ta cevap yazmış ama anlayana!
Sayın Livaneli,
Hiçbir satırına katılamayacağım yazınızın katılabileceğim tek kısmısondaki "ne de olsa öğrenmenin sonu yok" ifadenizdir.
Son derece hassas tartışmaların yaşanacağı bir sürecin başlangıcında böylebir yazının özellikle sizin tarafınızdan yazılması camiamızda üzüntü ilekarşılanmıştır.
Bu makalenizi Avrupa Birliği'ndeki kimi deneyimlerinize dayanarakyazmanızdan dolayı şu kısa bilgiyi vermek yerinde olacaktır. AB'deGDO'ların serbest bırakılmasına esas çalışmanın başını biyoteknoloji deviMonsanto çekmiştir. Bu çalışma şu anda Fransa'da Caen ve RouenÜniversiteleri ile Genetik Mühendisliği Üzerine Bağımsız Bilgi veAraştırma Komitesi mensubu (bağımsız) bilim insanları tarafından yenidenincelemeye tabi tutulmaktadır. Çıkan sonuç "Daha önce yapılmış buaraştırmanın sonucuna göre GDO'ların insan sağlığına hiçbir zararıolmadığını söylemek mümkün değildir." şeklindedir. Size bu çalışmanın birözetini (İngilizcedir) ekte sunuyorum.
AB'nin lokomotifleri Fransa geçen yıl, Almanya ise bu yıl GDO'lu tarımıyasaklamıştır. Sadece birkaç AB ülkesi çok küçük bir alanda bu tarımıyapmaktadır ve bu alanlar son yıllarda küçülmektedir. AB yurttaşlarının%71'i bu gıdaları tüketmek istememektedir.
GDO'ları üreten hali vakti yerinde ülkeler bunları çoğunlukla ihraç etmeküzere yetiştirmektedirler. Sayın Cemil Çiçek'in basında yer alanhaberlerine bakılırsa ülkemizde tüketilmek üzere bu ürünleryetiştirilecektir. Sizin bahsettiğiniz üzere GDO'lu gıdaların hiçbirsakıncası yok ise neden çocuk mamalarında kullanılmayacağı sayın Bakantarafından vurgulanmıştır?
"Öğrenmenin sonu yok" ifadenize dayanarak size Bağımsız dergisinin Mayıs2009 sayısında yayımlanan konu ile ilgili bir makalemi de gönderiyorum.
Arzu etmeniz halinde GDO'ların zararlarını gösteren bilimsel çalışmaları(İngilizcedir) da mail yoluyla gönderebilirim.
Çalışmalarınızda başarılar diler, konuyu gerçek yönleriyle de ele almanızıdilerim.
Ahmet ATALIK
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası
İstanbul Şube Başkanı
TAYFUN ÖZKAYA HOCAMIZ VE GDO...


GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ BİTKİLER HALKA VE DOĞAYA KARŞI
Hükümet, genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretimine izin verilmesine yeşil ışık yakmış. Önce Genetiği Değiştirilmiş Organizmaları (kısaca GDO diyoruz) tanımlayalım. Kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara “Genetiği Değiştirilmiş Organizma” diyoruz. Genleri; canlıların kuşaktan kuşağa geçen özelliklerini (hastalıklara dayanıklılık veya yüksek verim gibi) şifreleyen birimler olarak düşünelim. Örnek olarak pamuğa başka türlerden (örneğin çilekten), hatta bakterilerden (yani düpedüz mikroplardan) veya hayvanlardan özellikler aktararak (genlerle bu aktarma oluyor) güya daha verimli ve gene güya hastalıklara dayanıklı, böylece daha az mücadele ilacı kullanılacak bitkiler elde edileceği ileri sürülüyor. Benzer şekilde hayvanlarda da GDO uygulamaları yapılabiliyor. Bakanlar Kurulunda ele alınan tasarıyı açıklayan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek şunları söylemiş:“Kanunun yürürlüğe girmesiyle genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretimine izin verilmesinin önü açılacak. Kanunla konulan değişik seviyelerdeki bilimsel eleklerden geçen ve sosyo-ekonomik değerlendirmede yeterli bulunan genetiği değiştirilmiş bitkiler ancak üretim hakkını elde edebilecektir. Genetiği değiştirilmiş bitkilerin izinsiz kullanımı, biyolojik çeşitlilik merkezleri ve organik tarım yapılan alanlara yakın üretimlerle bebek mamaları ve küçük çocuk besinlerinde özel amaçla geliştirilenler hariç kullanımı yasaklanmıştır.” Açıklamadan anlaşılıyor ki GDO’lu bitkiler bebeklere, küçük çocuklara zararlıdır. Ayrıca organik tarım alanlarına ve biyolojik çeşitlilik merkezlerine (örneğin buğdayın yabani atalarının zengin olarak bulunduğu yerlere) de zarar vereceği kabul edilmektedir. Bebeklere ve küçük çocuklara zarar veren GDO’lar nasıl oluyor da yetişkinlere zarar vermiyor? Yetişkinleri gözden mi çıkardık? GDO’lu mısır ürünleri yiyen bir anne bebeğine süt verirse bu bebeğe zarar vermeyecek midir? Unutmayalım ki nişasta bazlı (mısırdan yapılan) şeker yüzlerce üründe kullanılmaktadır. Ülkemiz ayrıca dünyada tarımın ilk başladığı “verimli hilal”denilen bölge içindedir. Buğday, arpa, bezelye, mercimek, nohut gibi bitkiler bu bölgede kültüre alınmıştır. Ülkemiz biyolojik çeşitlilik merkezlerince çok zengindir. Ayrıca organik tarımı yaygınlaştırma istekleri mayınlı arazilerde de görüldüğü gibi bizzat yönetimce paylaşılmaktadır. Peki, nasıl olacak? Bir yandan organik tarım bir yandan onu ve geleneksel hatta endüstriyel tarımı tehdit eden GDO’lu ekimler? GDO’lu tohumların üstün özellikleri olduğu, tarım ilaçlarının kullanımını azalttığı yönünde propagandalar yapılıyor. Bunlar ne kadar gerçek, yakından bakalım. Elimde bir kitap var. GDO’ları savunmak için basılmış. Adı “GDO Gerçeği”. Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu tarafından 2004’de yayınlanmış ve bu konudaki bir konferansın metinlerini içeriyor. Adından eleştirel yaklaşan bir kitap olduğunu sanıyorsunuz, ancak değil. GDO’ları destekliyor. İşte bu kitapta yabancı bir kaynağa dayanılarak verilen bir istatistikten anlıyoruz ki 2001 yılında dünyada transgenik (yani GDO’lu) bitkilerin alan olarak %77’si herbisite (ot öldürücü ilaçlar) dayanıklılık, %15’i böceklere dayanıklılık, %8’i her ikisine dayanıklılık, %1’den azı ise virüslere dayanıklılık içeriyor. Toplarsak % 85’i herbisite dayanıklılık göstermektedir. Bilmeyenler için biraz açalım. Herbisitler otları öldürürken, ana bitkiye de (örneğin pamuk veya mısır) az çok zarar vermektedir. GDO’lu tohumu üreten firma aynı zamanda herbisiti de üretmektedir. Tohumunu sattığı çeşit herbisitten az zarar görmektedir. Çiftçi de rahatlıkla korkmadan herbisiti kullanabileceğini düşünüyor. GDO’lu tohumların ekildiği ABD ve diğer ülkelerde herbisit kullanımının roket gibi yükseldiği biliniyor. ABD Tarım Bakanlığı bu artışı açıklamaktadır. GDO efsanesinin ne kadar yanlış olduğu ve ilaç kullanımının azalmak şöyle dursun arttığı açıktır. Belki bazılarınız böceklere dayanıklılık özelliği taşıyan GDO’lu tohumlarla üretilen bitkilerde böcek öldürücü kullanımının azaldığını zannedebilir. Bulgular bu konuda da efsane ile gerçeğin uyuşmadığını ortaya koyuyor. Örneğin GDO’lu pamuğu ele alalım. Toprakta bulunan bir bakteri (yani mikrop) olan ve kısaca Bt denilen Bacillus Thuringiensis’e ait bazı genler pamuğa aktarılmaktadır. Bu pamuk tohumuna Bt pamuk denmektedir. Böylelikle pamuk tırtılları öldürme özelliği kazanmaktadır. İddia böylelikle böcek öldürücü kullanmadan bitki yetiştirilebileceğidir. İlk yapılan denemeler bu yönde bir durumu ortaya koymuşsa da, çiftçilerin deneyimleri gerçeğin ters yönde olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin Hindistan’da iki araştırmacı normal pamuk ekenlerin, Bt pamuk ekenlere göre % 60 daha fazla gelir elde ettiklerini ortaya koymuşlardır. (Seedling, January 2007, “Bt Cotton- The Facts Behind the Hype” http://www.grain.org/seedling/?id=457) Bt pamuk ekenlerin ilaç kullanımını azaltamadıkları ve verimi arttıramadıkları araştırmacılarca saptanmıştır. Grain adlı saygın biyoçeşitlilik kuruluşunun yayınladığı Seedling adlı dergide başka pek çok ülkede yapılan araştırma ve gözlemlerin benzer yolda bulgular içerdiği ortaya konmuştur. Bt pamuk solgunluğa daha fazla eğilim göstermektedir. Bu gelişmeler sonucu Hindistan’da tohum satan dükkânlar yakılmıştır. 2003’ten bu yana bu nedenle intihar eden çiftçi sayısının 16 bini aştığı bildiriliyor. Gene bir grup bilim insanı tarafından Nisan 2009’da yapılan bir araştırmada GDO’lu çeşitlerin bir verim üstünlüğü olmadığı, çevreye ve sağlığa zararlarının göze alınamayacağı belirtilmektedir. (http://www.ucsusa.org/, Failure to Yield- Evaluating the Performance of Genetically Engineered Crops, Union of Concerned Scientists) Araştırmacılar organik tarım ve düşük girdili tarım gibi seçeneklerin tamamen bilgiye dayanarak çok daha yüksek verim artışları ortaya koyabildiğini vurgulamaktadırlar. Verimi arttıracak ve tarımsal mücadele ilaçlarının kullanımını azaltacak, hatta sıfırlayacak başka teknolojiler bulunmaktadır. Bunlardan biri de “Entegre Zararlı Yönetimidir”. Buna ingilizce kısaca IPM deniyor. Pamuk dünyada da en fazla tarım ilacı kullanılan bir üründür. Bu yöntemde birçok yollar denenmektedir. Böceğin böceğe yedirilmesi bunlardan biridir. Mali’de 1140 çiftçinin katıldığı bir çalışmada bu yöntemleri kullanan çiftçilerin hiç ilaç kullanmadan, ilaç kullanarak pamuk yetiştiren çiftçilerden %21 daha fazla verim aldıkları saptanılmıştır. (Seeding, aynı makale) IPM denilen bu yaklaşımlar dev tarım şirketleri tarafından pek sevilmez. Çünkü bu yaklaşımlarla çiftçiye tohum, ilaç gibi satılacak bir şey yoktur. Çiftçiler bu yaklaşımla güç kazanırlar, kendilerine güvenleri artar. Ülkemizde de bu yaklaşımın hala emeklemekte olduğunu kaydedelim. Ne yazık ki bazı büyük çiftçi kuruluşları bu tür çevreci ve çiftçiden yana yaklaşımlara rağbet göstermemekte, GDO’ya heves etmektedirler. Dev tohum şirketlerinde sadece bir avuç hisse sahibinin çok kâr elde etmesi için, yeni bitkiler yarattığını düşünen teknokrat doğaya ve bütün bir insanlığa zulüm yapmaktadır. Bu yapılan işi bilim diye kutsamaya çalışmak, atom bombasının bol bol üretilip kullanılmasını savunmaktan pek farklı değildir. Yansız bilim insanları da var. İskoçya Rowett Enstitüsünde Dr. Arpad Pusztai'nin genetiği değiştirilmiş patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışık sistemlerinde çökme görüldü. Pusztai sonucun açık olarak yıkıcı olduğunu gördüğünde gerçeği söylemekten kaçınmamıştı. Güçlüler Pusztai’yi işinden attırdılar. Rusya Bilimler Akademisi'nden Dr. İrina Ermakova'nın fareler üzerinde yaptığı denemede, genetiği değiştirilmiş soya ile beslenen farelerin yavrularının yüzde 55,6'sı, doğumdan 3 hafta sonra öldü. Modern teknolojiden şüphesiz yanayız. Biyoteknoloji yararlı şekillerde kullanılacaktır. Buna şüphe yok. Ancak GDO’lu tohumlar şirketlerin elinde kâr makinesine dönüşmüştür. İlaç kullanımını azalttığı, verimi arttırdığı masaldır. GDO’lu tohumlardan yarar sağlayacak olanlar büyük tohum ve ilaç şirketleridir. Çİftçiler bu tohumları bir daha kullanamayacaklarından ve bir süre sonra yayıldığı bölgede başka bir çeşidi yetiştirmeleri bulaşmalarla zorlaştığı için şirketin köleleri haline geleceklerdir.
Tayfun Özkaya
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi
Tarım Ekonomisi Bölümü
Bornova 35100 İzmir
2 Haziran 2009 Salı
GIDA EMPERYALİZMİ VE KENAN HOCAMIZ


http://video.google.com/videoplay?docid=-1259968673571252483
http://video.google.com/videoplay?docid=1025859279510875585
Yemeyin artık,lütfen ...
Sevgiyle kalın.
Yeşim Güriş