31 Ağustos 2009 Pazartesi

UZUN İNCE PEMBECE




















Bu da pembe taklidi yapan uzun İğneada domatesi!Çekirdeklerini hemen aldım kuruttum tabi!

Ekşiye yakın lezzeti ve ince kabukları ile harika bir lezzet şöleni idi.

Sevgiyle kalın

Yeşim Güriş





26 Ağustos 2009 Çarşamba

SÜT AMA HANGİ SÜT???

Resimde yeni sağdığı sütü yağından ayırıp kaymak elde eden tatlı bir hanımteyze görülüyor(bu devirde ve hala!Yaşasın...) http://www.fotokritik.com/939266)





(Sütü yağından ayırır bu makina.çıkan kaymağın tadını başka hiçbir şeyde bulamazsınız.biriken kaymaklar yayıkta yağ yapılır çıkan yağ soğuk suyun içine alınır ve sonra top top yapılarak saklanacakları yere...yağı ayrılan sütün içine maya karıştırılır akşam kapı önündeki enteresan tezgaha suyundan ayrılması için file benzeri ni bezin arasına dökülür.üzerine ağır taşlar konur.suyu ineklere ziyafettir.sabah namazı file kesilmeden peynir dikkatlice kesilir kalıp kalıp.tuzlanıp satışa gönderilir.yavan peynirdir adı.o zaman yağsız diye ev halkına yedirilmiyen peynir şimdilerde diyet listelerine girerek intikam almakta herkesten.makinanın kurulmasıda başlı başına bi ritüeldir.içinde onlarca kuyruksuz honi benzeri parça vardır özel aletiyle sıkıştırılarak takılan...........)





Demiş özlemle yorum yazan bir kişi.






Bir süredir FSD'de süt sağlığımıza faydalı mı zararlı mı diye tartışıyoruz.Ben de burda her iki görüşe yer verdim.Önce kendi fikrimi sonra da karşı görüşü paylaşacağım sizlerle.




Damağıma fikrini sordum nefis dedi!

Vücuduma fikrini sordum süper dedi!

Keyfime sordum keyfine bak dedi!



Eh ben de Aysuncuğumun şifalı sütlerini yudum yudum,dilim dilim tüketmeye devam ediyorum!


UHT mi asla!Kutu süt hiçbir zaman!Sokaktan alınan brusellalı ne olduğunu bilmediğimiz sıvılarmı ı-ıhhh!!!Hiçbir zaman birkaç kodamanın vicdansız ellerine bırakılmış süt çarkında boğulmayacağım.Ama FSD üyesi olarak temiz ve adil gıdaları her zaman arayacak bulacak ve tüketerek,etrafımı bilinçlendirerek Aysun gibi geriye kalan bir avuç iyi ahlaklı fedakar cesur yüreğe de herzaman destek olacağım...


Ben de konuyu bir başka yönünden ele alayım.Yoga derslerinde hoca ile çeliştiğim tek konu süt ve süt ürünleri tüketmememiz konusundaki sonsuz ısrarı idi.Yoga üstadlarının bu zehiri yasakladığını bizim de kullanmamız gerektiğini anlatıp dururdu.Yoga malumunuz uzak doğu felsefesi.Ya orda yaşayanlarda % 90 'a dek laktoz intoleransı olması sizce sütün bence haksız kötü şöhreti ile alakalı değil mi???http://www.drahmetdobrucali.com/hastaliklar/hastaliklar-l-p/laktoz-intoleransi/ Laktoz intoleransı olan kişi doğal olarak sütü kötüleyecektir.Daha sonra bu felsefeleri batıya uygulayıp üstad olduğunu iddia edenler de copy paste sütün karalanmasına devam edeceklerdir!''Bu enzimin seviyesi doğum sırasında en yüksek iken yaklaşık 2 yaşından sonra enzim aktivitesi azalmaya başlar. Bu nedenle laktoz intoleransı genellikle zaman içinde ortaya çıkan bir durumdur.''Bebeklik sonrası komplikasyonları gayet iyi açıklıyor bu cümle...Rahatsızlığınız varsa süt içmeyin!Ama kımız içen bir bir ırkın çocukları isek,Artun hoca sağolsun bunca farklı peynirin yapımcısı isek,tüm yabancı dillere armağan ettiğimiz nadir sayıdaki Türkçe kelimelerden biri YOĞURT ise...Süte de onu binbir zorlukla kapımıza kadar getiren dostlara ve kızlarımıza da fazla haksızlık etmeyelim derim.Kimin finanse ettiğini bile bilmediğimiz araştırmalar habire yeni bulgularla ortaya çıkıyor!Bugün de patlamış mısırın kansere çare olduğuna dair bir yazı vardı mesela !!!http://www.milliyet.com.tr/Yasam/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&KategoriID=5&ArticleID=1130226&Date=20.08.2009&b=Patlamis%20misir%20antioksidan%20deposuYoruma dikkat!Sarkastik olsa bile kaç kişi anlar acaba?


Sütün faydaları ile ilgili bilimsel yayınları alt alta dizmeye gerek yok.Ben ahlaklı bilimi reddetmeden mantık,vicdan ve kişisel tecrübelerim rehberliğinde seçim yapmaya çalışıyorum.


Sütten bıyıklarımı seviyorum :)))


Sevgiyle kalın

Yeşim Güriş


Diye yazmamın sebebi işte bu yazı


Bu süt konusu çok tartışmalıdır. Doğada her memeli hayvan, sadece kendi sindirim sistemi iyice gelişene kadar, anne sütüne ihtiyaç duyar. Başka hiçbir süte başka hiçbir dönemde ihtiyaç duyulmaz. Sütün temel ve sürekli tüketilmesi gereken bir gıda olduğu iddası, sadece süt endüstrisinin pazarlama ve propogandasından başka bir şey değildir.
Doğada insana genetik olarak en yakın (genlerimizin %99.5'i ortak) canlı olan maymunlar, bol taze meyve, yeşil yapraklı sebze, yenebilir fındık fıstık gibi tohumlar, ve az miktarda (türüne göre %3-15) hayvansal gıda ile beslenirler. İnsan için de en doğal, en faydalı, en sağlıklı besinler ve beslenme biçimi, yaklaşık budur. Ne süte, ne de pişmiş veya işlenmiş herhangi bir gıdaya insanın ihtiyacı yoktur. Bu doğal beslenme tarzından uzaklaşmak, insanın sağlık sorunlarının önemli bir kısmında etkendir.
Ancak bu temel ve doğal gıdaları üretmek ve satmakta, bunu herkes yapabildiği ve tekel olunamadığı için yüksek karlar yoktur. Endüstriyel süt üretimi, yüksek maliyet ve teknoloji (hormonlar, antibiyotikler, genetiği değiştirilmiş mısırdan yemler, yüksek kapasiteli tesisler vs) gerektirdiği için, küçük çiftçinin rekabetinden kendini yalıtabilen, tam tekel (monopoly) değilse bile, birkaç büyük şirketin aralarında anlaşıp kontrol edebildiği pazarlar (oligopoly) oluşturur.
Ve endüstriyel süt, içinde büyüme hormonu, antibiyotik kalıntıları, endüstriyel üretimin, örneğin pastorizasyonun sütün üzerindeki bozucu etkileri ile, doğal inek sütünden de (onu bile buzağı değilseniz içmeniz gerekmiyor, hiç bir ineğin sütünü emziren yetişkin maymun gördünüz mü doğada?) alakası kalmamış ucube bir sanayi ürünüdür.
Kalsiyum, sütten kolay emilemez, ve vücutça kullanılamaz. Kalsiyumun (ve pek çok diğer mineralin) insanlar için en iyi kaynağı, süt ve süt ürünleri değil, yeşil yapraklı sebzelerdir. (Tabi organik gübre ile yetiş
Dünyada nüfusunun çoğunluğu, sütteki laktoza tepki gösterir, çünkü inek sütü insanlar için uygun bir gıda değildir.
Yetişkin bir insan için inek (veya anne sütü dışındakoyun keçi sütü dahil herhangi bir süt) içmek, genellikle mukus oluşumuna, allerjilere, hatta kansere zemin hazırlar. (John Hopkins hastenesinin yayınladığı raporda, süt kesinlikle kanser hastalarının tüketmemesi gereken gıdalar arasındadır).
DÜNYADA ÇOCUKARIN SÜT İÇMESİNİ ÖNEREN HİÇBİR ÇOCUK DOKTORU YOKTUR! AKSİNE ÇOCUK DOKTORLARI, ÇOCUKLARIN SÜT İÇMESİNİN ŞEKER, ALLERJİLER, VE BAĞIŞIKLIK SORUNLARI GİBİ SAĞLIK SORUNLARI İLE İLİŞKİLİ OLDUĞU İÇİN ANNE SÜTÜ DIŞINDA SÜT İÇİLMEMESİ GEREKTİĞİ KONUSUNDA UYARIRLAR.
ÇOCUKLARIN, YAŞLILARIN, YETİŞKİNLERİN, SAĞLIKLI OLMAK İÇİN SÜT İÇMEMELERİ GEREKİR! İNEK SÜTÜ HİÇBİR YAŞTA İNSAN TÜKETİMİ İÇİN UYGUN BİR GIDA DEĞİLDİR. SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİNİN DE, SİGARA GİBİ SAĞLIK UYARISI OLAN ETİKETLERLE SATILMASI, VE TOPLUMUN SÜTÜN NEDEN OLDUĞU SAĞLIK SORUNLARI İLE İLGİLİ OLARAK BİLGİLENDİRİLMESİ GEREKİR.
Alıntı:
* An article titled "More Evidence that Milk Causes Diabetes and Anemia" in


> Prevention and Medicine (Autumn, 1992, page 13) revealed the following: *
> * "It has long been suspected that cow's milk proteins are a > principal cause of diabetes in children, and a new report in the New England > Journal of Medicine adds more support for this explanation. In comparisons > of different countries, the prevalence of insulin dependent diabetes > parallels the consumption of cow's milk." *
> * The actual study appeared in the July, 1992 issue (Volume 327) of > the New England Journal of Medicine. The journal article presented > evidence implicating cow's milk as the cause of diabetes in EVERY ONE of 142 > diabetic children in the study. Each child produced antibodies to bovine > serum albumin. The antibodies which were naturally produced to fight this > invader then turned on the children's own insulin-producing beta cellswhich are located in the pancreas. > *
> * The Journal of the American Dietetic Association (Volume 16, > December, 1993) supported the conclusion of this study and suggested that > the avoidance of cow's milk products during the first few months of life may > help reduce the incidence of IDDM.
> * > AS A RESULT OF THESE REPORTS, THE AMERICAN ACADEMY OF PEDIATRICS > CONDEMNED THE USE OF MILK FOR CHILDREN UNDER ONE YEAR OF AGE!
> * The most respected pediatrician in American history, Dr. Benjamin > Spock, heartily endorsed this conclusion. He went one giant step further. > In the final version of his classic child care book, he adamantly stated > that cow's milk was unsuitable for human consumption, at any age. * > * * kaynak:
http://www.notmilk.com/deb/110198.html
Bu konuda kesin kararınızı vermeden, aşağıdaki siteyi incelemenizi, ve madalyonun öbür yüzünü de değerlendirmenizi öneririm.
http://www.notmilk.com/ : Genel olarak süt karşıtı bir site.
Özellikle de, bir doktorun hastalarına süt ile ilgili yazdığı aşağıdaki mektup çok bilgilendirici:
http://www.notmilk.com/kradjian.html
Sevgiler, saygılar,
Özer Tayiz.

23 Ağustos 2009 Pazar

Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi ve salça yapımı

















Keyifli bir cumartesi idi.Benim için en güzel sürpriz sevgili Şefika Görgülü Kamçez'in aniden aramıza katılması ve blogundan tanıdığım Aslı Balakın ile yüzyüze tanışmam oldu.Pembe kardeşliği başka birşey!Yakın bir zamanda mini bir organizasyon yapıp bir araya gelmeye karar verdik.Gruba da duyururuz gelmek isteyen olursa başımızın üzerinde yeri var.
Sevgili Rasim Karavana'nın tavsiyesi üzerine kırdığım çatallaşan iki gövdeyi suya koyup köklendirmiş ve Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesine evlatlık vermiştim.Toprağa öyle sıkı sıkıya tutunmuşlarki anlatamam.Tam beş tane pembiş kızımız da olmuş müjde :)))
Resimleri koydum umarım hoşunuza gider.Muz ve ayçiçekleri ile beraber mutlu mutu yaşıyorlar hem de sırığa bile alınmadan!

Bu aralar saf şeker yerine alternatif olarak meyve suları kullanarak reçel yapma çalışmalarımda oldukça işime yarayacak pektin yapımını öğrendim.Zararlı kimyasallardan bir adım daha uzak doğala bir adım daha yakın.Detaylar aşağıda.
Sevgiyle kalın
Yeşim Güriş


Antibakteriyel baharatlarin etkinlikleri
Bakterileri %100 öldürenler: Sarımsak, Soğan, Yenibahar, Mercanköşk
Bakterileri %90-75 öldürenler: Kekik, Tarçın, Tarhun, Kimyon, Karanfil, Limon otu, Defne, Kırmızı biber, Biberiye, Mercanköşk, Hardal
Bakterileri %72-50 öldürenler: Frenk kimyonu, Nane, Adaçayı, Rezene, Kişniş, Dereotu, Küçük hindistan cevizi, Fesleğen, Maydanoz
Bakterileri %48-25 öldürenler: Kakule, Biber, Zencefil, Anason tohumu, Kereviz tohumu, Limon veya Misket limonu

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ İÇİN DÜZENLİ KULLANILMASI GEREKEN BESİNLER VE MİNERALLER
Sarımsak
Soğan
Zencefil kökü
C vitamini
Tarifler

Yaprak salamurası
Bir litre suya üç çorba kaşığı tuz konulur.İçine yumurta konur.
Tuzlu su kaynatılarak yaprağın üzerine dökülür.Soğuması beklenir.
Soğuduktan sonra beşer yaprak alınarak aralarına tuz dökülüp sarılır.
Kavanoza yerleştirilir.Kalan su üzerine dökülür.Ağzı kapatılır.
Tuzlu su bakterilerin yaşamasını engeller.

Domates Salçası
Domatesler dörde bölündükten sonra bir gün bekletilir. Süzgeçten süzülür.Çekirdekleri süzgeçte kalır.
Bez bir torbaya konularak suyu süzülür.
Torbada kalan pelte kısım, yağ ve tuz katılarak tencerede kısık ateşte kaynatılır.
Soğuduktan sonra kavanoza konulur.
Tuz bakterilerin yaşamasını engeller.

Elma sİrkesi
2,5 litre su bir gün önceden kaynatılıp soğutulur.
Altı tane tatlı elmanın kabukları kalın olarak soyulduktan sonra suya atılır.
Beş tane nohut, iki adet kesme şeker, bir tutam tuz, iki dilim ekmek içi suya atılır.
Kapağı sıkıca kapatılıp güneş almayan bir yerde 30 gün bekletilir.
Sonra bir tülbentten süzülerek yine bir cam kavonoza konur. Bir yemek kaşığı sirke ilave edilerek 30 gün daha bekletilir.

Turşu
Salatalıklar yıkanıp temizledikten sonra kavanoza konulur.
Kavanozun yarısına kadar su, diğer yarısına sirke ve yarım çay bardağı limon suyu konulur.
Bir yemek kaşığı tuz ve bir baş sarımsak konulur. İki hafta bekletildikten sonra kullanılır.
Tuzlu su bakterilerin yaşamasını engeller.
Limon sitrik asit yerine kullanılır.
Sarımsak antibakteriyel, antiviral olarak kullanılır.


MENEMEN
Domates ve biberler yıkanıp temizledikten sonra doğranır.
Üzerine tuz katılarak kavanoza konur.
Suyla dolu tencerede, kavanozlar ters çevrilerek yarım saat kaynatılır.
Metal kapaklar sıcak suda genişleyerek sıkışır. Böylece hava girişi önlenmiş olur.

KONSERVE
Kullanılacak malzeme yıkanıp temizlendikten sonra doğranır.
Yağ, tuz ve kullanılacak malzemeler karıştırılıp hafif ateşte haşlanır.
Sıcak olarak kavanoza konulup ağzı kapatılır.
Suyla dolu tencerede, kavanozlar ters çevrilerek bir saat kaynatılır.
Metal kapaklar sıcak suda genişleyerek sıkışır. Böylece hava girişi önlenmiş olur.
Ters çevrilerek 3 gün bekletilir.


REÇEL
Öncelikle reçellerin konulacağı kavanozların sıcak suda kaynatılarak steril edilmesi gerekir.
Şekersiz reçelin kıvamını arttırmak için pektin(portakal, limon, greyfurt gibi meyvelerden elde edilen) kullanılabilir. Bu pektin, CaCO3
İle birlikte çalıştığından CaCO3 eklenmelidir.
Şeker yerine elmanın suyu çıkarılarak kullanılabilir.
Reçeli yapılacak meyvenin üzerine limon suyu(10 g) ve sulu Ca(10 g) çözeltisi ilave edilir.
250 ml sıkılmış elma suyu kaynamaya başladıktan sonra pektin(Elma pektini ise 2 çay kaşığı, Limon pektini ise 3 çorba kaşığı ) ilave ederek çok hızlı bir şekilde 1-2 dak. iyice karıştırılır.
Ca çözeltisinde bekleyen meyve veya meyve suyu(750 ml) kaynayan elma suyunun içine eklenir.Bir dak. kaynatılır. Sıcakken 2 parmak boşluk kalacak şekilde steril kavanozlara doldurulur.Su dolu tencerenin içinde 10 dak. kaynatılır.(Deniz seviyesinden her 300 m yükseklik için bir dakika daha fazla kaynatılır.)
Limon suyu uzun süre bozulmasını engelleyecektir.
Şeker yerine keçiboynuzu pekmezi, meyan şurubu, elma suyu konsantresi kullanılır.
Limon sitrik asit yerine kullanılır.

Limon pektini eldesi:
0,227 g limonun beyazı rendesi
4 çorba kaşığı limon suyu eklenir.
Bir saat bekletilir.
0,473 ml su eklenir.
Bir saat beklenir.
10 dak. kaynatılır.
Tülbentten süzülür. Steril bir kavanoza konulur.

Sulu Ca çözeltisi:
125 ml suda yarım çay kaşığı CaCO3 karıştırılır.
Elma pektini eldesi:
2.5 kg elmanın kabukları, rendesi ve çekirdekleri
Üzerini geçecek kadar su ile doldurulur.
Suyun yarısını buharlaştırana kadar kaynatılır.
Tülbentten bir akşam bekletilerek süzülür.
Süzüntü istediğimiz kıvama gelene kadar kaynatılır. Steril kavanozlara konur.
Marketlerden alınan ürünlerin içindekiler
KONSERVE

ASİT DÜZENLEYİCİ(Sitrik asit)
TURŞU KUR
ASİT DÜZENLEYİCİ(Sitrik asit)
TAŞIYICI(CaCl2)

DİABETİK REÇEL
TATLANDIRICI(Sorbitol)
ASİT DÜZENLEYİCİ(Sitrik asit)
KIVAM ARTIRICI(Pektin)
KORUYUCU(Potasyum sorbat, Sodyum benzoat)
HAZIR REÇEL
GLİKOZ ŞURUBU
KIVAM ARTIRICI
ASİT DÜZENLEYİCİ(Sitrik asit)

Bu atölyeye katılan Tuba arkadaşımızın çektiği resimler de http://picasaweb.google.com.tr/tugbaozbilgin/22Agustos2009ZeytinburnuTBbiBitkilerBahcesiKSaHazRlKAtolyesi#
bağlantısında.

-----

20 Ağustos 2009 Perşembe

DOMATES TE ARTIK MASUM DEĞİL













Marketlerden veya pazarlardan aldığımız adına domates denen ama bizim pembe kızların yanına bile yaklaşamayacak laboratuvar kaçkınlarından bahsedelim bugün.Sadece soya ve mısırda GDO var sanıyorsanız çooook yanılıyorsunuz.Beraber araştıralım bakalım neler öğreneceğiz! Biyo teknolojinin şemada oturtulduğu yere dikkatli bakın.TIP NERDE???Sağlık öncelik olmaz ise teknoloji yani para merkeze yerleştirilirse olan da olur zaten! Bu kafa ile nereye kadar o da ayrı bir yazı konusu...
Önce GDO konusunda sağlıklı bilgi akışı olduğuna inandığım bir yabancı siteden alıntı yapacağım.Malum Bizde GDO dendi mi aman yok öyle birşey denip konu kapatılıyor!!!

GMO Compass'teki baglantida GDO domateslerdeki laboratuvar çalışmalarının devam ettiği ama '94 te piyasaya sürülen bu domateslerin yarattığı sorunlar nedeni ile '98 de tamamen piyasadan (Amerika ve AB)çekildiği bilgisi var.

(Today in the EU, all tomatoes found on the market, whether they'refresh or canned, are not genetically modified. Even the tomato thatstayed red and firm after three weeks in the fridge isn't a GMO.)
Türkiye 'de ise durum farklı.ZMO başkanı Gökhan Günaydın 2004 te GDOlu domateslerin pazarlarımızda satıldığından bahsediyor.

" 3 - EN KORKUNCU, EN SON ANLAŞILDI: TÜRKİYE'DE 20'YE YAKIN İLİNPAZARLARINDA ALINAN DOMATES VE PATATESLERİN DE GDO'LU OLDUĞU SAPTANDI.BUNLARIN HEMEN TÜMÜ, TÜRKİYE'YE KAÇAK YOLLARLA GİREN GDO'LU TOHUMLARINHİÇBİR DENETİME TABİ TUTULMADAN TARLALARDA - SERALARDA EKİLMESİ SONUCUNDA ÜRETİLİYOR. "
Bir diğer alıntı da GDO lu domateslerimiz hakkında bulduğum nadir bilgi kırıntılarından biri!
http://www.yeniaktuel.com.tr/dun103-2,112@2100.html
Domatesler bir ay bozulmuyor
Biyolog Şafak Mert, Yeni Aktüel'in GDO'larla ilgili sorularını yanıtlarken raf ömrü uzun domateslerle ilgili de şu açıklamayı yapıyor: "Türkiye'ye GDO'lu domates tohumunu bedava dağıttılar. Bir haftada bozulan domates bir ay sağlam kalıyor. Bunun sebebi özel bir gen aktarım teknolojisi." Türkiye'de GDO'larla ilgili akademik çalışma yok denecek kadar az. Fakat ODTÜ'den Doç. Candan Gürakan 2004'te hazırladığı doktora tezinde çok çarpıcı sonuçlara ulaşmış; Türkiye'nin farklı illerinden alınan 28 domates örneğinin 22'sinde antibiyotiğe direnç geni tespit edilmişti. Yine aynı çalışmada beş mısır örneğinin hepsinde antibiyotiğe direnç geninin yanında mısıra ait olmayan DNA'lara, patateste de GDO'ya rastlanmış.Oysa Yeni Aktüel olarak Türkiye'de faaliyet gösteren üç çokuluslu şirkete GDO'lu tohum ithal edip etmediklerini sorduğumuzda kesin bir hayır cevabı aldık!
GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ÜRÜNLER ÖLDÜRÜYOR..
Kategori : Yem ve Katkı Maddeleri Yorum Sayısı : 0 Okunma : 4487 Tarih : 11 Şubat 2009 14:22

Türkiye`de serbestçe satılan `Frankenştayn` sebzelerin sanıldığından çok daha yaygın olduğu ortaya çıktı. ODTÜ`nün iki yıl süren araştırmasında 28 domates numunesinden 22`si sağlığa zararlı çıktı
ODTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü`nde yüksek lisans eğitimi gören iki öğrenci, Bölüm Başkanı Doç. Dr. Candar Gürakan`ın gözetiminde`Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (transgenik ürünler) üzerine tez çalışması yaptı. İki yıl süren çalışmanın sonucunda ortaya çıkan tablo, akademisyenleri şoke etti. Ankara, Çanakkale, Ayaş, Eskişehir,Isparta, Antalya, Kalkan, Afyon ve Mersin`de üretilen, Belçika,İspanya, Çin ve Amerika`dan ithal edilen 28 domates numunesinden 22`sinde antibiyotiğe direnç gösteren bir bakteri geni belirlendi.
DOMATESTE NE İŞİ VAR
Doç. Dr. Candan Gürakan, iki yıl süren araştırmanın sonuçlarınıAKŞAM`a anlattı. Gürakan, araştırmaya parasal destek istemek için devlet kurumlarına başvurduklarını ancak, `Türkiye`de GDO yok, boşuna para harcamayın` yanıtı aldıklarını söyledi. Gürakan, `Biz de araştırmayı ODTÜ kaynakları sayesinde yaptık. Ancak böyle sonuçlar alacağımızı biz bile tahmin etmedik. Şoke olduk` dedi.
Ankara`dan 9, Eskişehir, Isparta, Antalya, Ayaş, Çanakkale, Afyon`dan1`er, Antalya`dan 4, Mersin, İspanya, Belçika, ABD`den 2`şer, Çin`den1 olmak üzere 28 domates numunesini incelediklerini belirten Candan Gürakan, şunları söyledi:
`28 domates numunesinden 22`sinde bir bakteri geni olan Kanamisin adlı antibiyotiğe direnç gösteren bir gen tespit ettik. Bu durum domateslere gen aktarımının yapıldığının kanıtıdır. Bakteri geninin domateste ne işi var? Bunlar marketlerden toplanan numuneler. Yerli üretim mi bilmiyoruz. Eğer yerli üretimse, GDO`lu tohum söz konusu demektir.`
MISIRDA DA VAR
Candan Gürakan, Ankara, Isparta, Antalya ve Çanakkale`den alınan beş kurutulmuş mısır numunesinin tümünde de antibiyotiğe direnç geninin yanı sıra mısıra ait olmayan DNA`lara rastlandığını bildirdi. Gürakan,`Bu mısırların Arjantin ve Güney Afrika`dan getirildiğini tespit ettik. Ayrıca Eskişehir, İstanbul ve Ankara`dan alınan mısır hayvan yemi üzerinde de araştırma yaptık. Hem gıda olarak tüketilen kuru mısırda hem de hayvan yemi olan mısırda, antibiyotiğe direnç geninin dışında mısır bitkisine ait olmayan DNA bölgeleri bulundu. Mısırda domatesten daha güçlü bir şekilde GDO tespit edildi` dedi. Gürakan,patateste de genetik değişime rastladıklarını bildirdi.
Bakteri geni nedir?
Bitkiye gen transferi yapanlar, antibiyotik genini koymadan gen transferinin tutup tutmadığını kontrol edemiyor. Gen transferinin gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamak için antibiyotik geni entegre ediliyor. ODTÜ tarafından yapılan araştırmada da domateste bir antibiyotik olan Kanamisin`e direnç geni tespit edildi. Böceklermısıra zarar vermesin diye bakteriyel toksin mısırın DNA`sına entegre ediliyor. Prof. Dr. Şeminur Topal, bitkilerdeki herhangi bir genetik yapı değişikliğinin insan organizmasına da aynen taşındığını söyledi.Topal, `GDO`lu yiyeceklerin tüketilmesi sonucunda ileride antibiyotik tedavisine yanıt alınamayabilir` dedi.
`Ne yersen ye hepsinde zehir var`
Tüketici Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Turhan Çakar, yaptıklarıbir araştırmada soya etli kıymada, soya tavuk yeminde yüksek miktarda bakteri geni bulduklarını söyledi. Türketicileri uyaran Turhan Çakar,`Mısır yağı, soya yağı, glikoz şurubu içeren gıdaları almayın. Halkın yiyeceği birşey kalmadı. Halka zehir yediriyorlar` diye konuştu. Soya bitkisinden 900 çeşit ürün elde edildiğini dile getiren Turhan Çakar,şunları söyledi: `Soya; sucuk, salam, sosis, köfte, pizza, hamburger gibi kırmızı ette, et suyu tabletlerinde, soya eti kıymasında, soya ununda, şiş kebapta, fındık ve fıstık ezmesinde, çikolatalı ürünlerde,pastalarda, süt tozunda, ekmek çeşitlerinde, kozmetik sanayiinde,hazır çorbada, soya yağında ve hayvan yeminde kullanılıyor. Mısır ise glikoz şurubunda kullanılıyor.
Glikoz şurubu ise kola, meyve suyu, gazoz, pasta ve baklavada tatlandırıcı olarak, bebek mamalarında, hazır çorbalarda, mısır özüyağında, büyükbaş ve küçükbaş hayvan yeminde kullanılıyor.
Hülya ÜNLÜ/ İSTANBUL
Candan Hanımın aşağıdaki çalışmasının Tubitak destekli olduğunu ekleyeyim bu arada...
"Domates ve Domates Tohumlarında Genetik Modifikasyonunun Tanısı.Doç.Dr. Candan GÜRAKAN. Mühendislik. Gıda. 104O272. Araştırma ...www.odtu.edu.tr/research/tubitak.php -"
Selim Çetiner ısrarla yaptığı araştırmalarda sadece soyada GDO bulduğunu ama mısırda olmadığını söyleyedursun!
Beslenirken patatesi çok iyi sorgulamamız gerekiyor!Kapadokyanın hali malum.Canım kıraç patates nerde,ne oldu ...
Vakti olana harika bir baglantı.Şeminur hocayı bir kez daha taktir ettim!
PDA olarak geleceğimiz adına ne kadar önemli ve ciddi bir görevi üstlendiğimizin kanıtıdır bu bilgiler.Tohumlarımıza sahip çıkalım.Terminatör teknolojilere geçit yok...
Merkeze sermaye değil insan ve sevgi oturduğu gün insanlık kazanacaktır eminim.
Sevgiyle kalın.
Yeşim Güriş

GENETİKÇE KONUŞALIM 101


Gen: Bir karakteri temsil eden ve bu karakterin yavru döllere aktarılmasını sağlayan DNA parçasına gen adı verilir. Her karakterin geni kromozom üzerinde lokus denen belirli bir yerde bulunur.
Alel Gen: Bir karakteri temsil eden kromozomların karşılıklı bölgelerinde (lokuslarda) bulunan iki gen çiftine alel gen adı verilir. Alel genler aynı karakter üzerine zıt etki yaparlar. Örneğin; A, a Çok Alellik: Aynı karakteri temsil eden ikiden fazla gen bulunmasına çok alellik adı verilir.
Homolog Kromozom: Karşılıklı bölgelerinde (lokuslarında) aynı karakteri temsil eden ve biri anadan diğeri babadan gelen iki gen bulunduran kromozomlara homolog kromozom denir. Genotip: Bir canlının sahip olduğu genler topluluğuna genotip adı verilir.
Fenotip: Bir canlının gözle görülebilen tüm özelliklerine fenotip adı verilir. Canlının dış görünüşüdür. Genotip ve çevre etkisiyle meydana gelir.
Homolog Karakter (Arı Döl): Bir kromozomun karşılıklı bölgelerinde (lokuslarında) aynı özellikte iki alel gen bulunması olayına homolog karakter denir. Bu iki alel gen karakter oluşumunda aynı yönde etki ederler. Ana babadan aynı karakterleri almış bireylerdir. Örneğin; AA, bb, cc
Heterozigot Karakter (Melez Döl): Bir kromozomun karşılıklı bölgelerinde (lokuslarında) farklı özellikte iki alel gen bulunması olayına heterozigot karakter denir. Bu iki alel gen karakter oluşumunda zıt yönde etki ederler. Ana babadan farklı karakterleri almış bireylerdir. Örneğin; Aa, Bb, Cc
Baskın Gen (Dominant): Bir karakterin oluşumunda etkisini her zaman gösteren gene baskın gen denir. Büyük harfle gösterilir.
Çekinik Gen (Resesif): Bir karakterin oluşumda ancak homozigot ise etkisini gösterebilen gene çekinik gen denir. Küçük harfle gösterilir.
Ekivalent=kodominant: Eksik baskınlık. Alel genler arasında dominantlık resesiflik olmadığında bu alellerin fenotipte kendini belli etme kuvveti eşdeğer olur. Yavrular ana ve babadan farklı bir ara karakter gösterir.
Bağımsız Gen: Bir çift kromozom üzerinde sadece bir alel gen bulunması olayına bağımsız gen denir.
Bağlı Gen: Bir çift kromozom üzerinde birden fazla alel gen bulunması olayına bağlı gen denir.
Karakter Oluşumu: Bir canlının tüm özelliklerine birden "karakter" adı verilir. Canlının karakterini DNA üzerindeki genler belirler. Yavru bireyde karakteri oluşturan genlerden biri anneden diğeri babadan gelir, karakteri oluşturan bu gen çiftine "alel gen" adı verilir. Bir karaktere etki eden faktörler aşağıdaki gibidir.
Kalıtım: Canlının anne ve babasından üreme sırasında DNA aracılığıyla aldığı karakterlere kalıtım denir.
Modifikasyon: Işık, ısı ve besin gibi çevresel faktörlerin genleri etkilemesi ile canlıda oluşan karakterlere modifikasyon adı verilir. Oluşan değişiklikler kalıtsal değildir, yani yavru bireye aktarılmaz.
Mutasyon: Sıcaklık, kimyasal maddeler ve radyasyon gibi çevresel faktörlerin genlerin yapısını bozması ile canlıda oluşan karakterlere mutasyon denir. Vücut hücrelerinde oluşan mutasyon sadece canlıyı etkiler kalıtsal değildir, üreme hücrelerinde oluşan mutasyon ise kalıtsaldır ve yavru bireye aktarılır.
Varyasyon: Aynı türdeki canlılar arasında mutasyon yada çevresel etkiler sonucunda oluşan farklılıklara varyasyon adı verilir.
Adaptasyon: Canlının var olan karakterinin bulunduğu ortama uyum sağlaması sonucu yaşamına devam edilmesi olayına adaptasyon adı verilir. Canlının var olan karakterinin ortama uyum sağlayamaması canlının ölmesine neden olur bu olaya "doğal seçicilim" adı verilir.

Sevgiyle kalın
Yeşim Güriş

KÜKÜRT BANYOSU BOL MİKTAR!





Kükürt en doğal ve zararsız böcek kovma yöntemlerinden biri.Öldürmüyor ama uzunca bir süre haşeratı uzaklaştırıyor.Bulabilirseniz azıcık yanmış odun külü ile kullanın,nemini de almış olursunuz.Sanırım bir fırından rahatça temin edilebilir şehirlerde.Eski bir naylon çorabı üç karış parmak ucundan itibaran kesin ve kaşık yardımı ile bu kolayca uçuşan sarı tozu doldurun.Gözleri fena yakıyor ben deniz gözlüğümü takarak bu sorunuda kolayca aştım.Kükürtün iyi yapışması için önce domatese biraz su püskürttüm ve ardından yoyo zıplatır gibi en üst sürgünden itibaren çorabı aşağı yukarı sallayarak tüm bitkiyi kükürtle kapladım.Tabi bu işlem için sabahın erken bir saatinde rüzgarsız havayı seçmek en mantıklısı.Hızımı alamayıp kabuklu bit dadanan yasemin,limon ve hanımelini de sapsarı yaptım!İki gün balkonu kendi haline bıraktım ve biraz önce yerleri silip hamağıma uzandım.Hayrettir ki yapraklardaki kükürtler hala uçmuyorlar!Uçup giden tek şey galeri sinekleri!Yapraklardaki sararma da durmuş sanki!
Sevgiyle kalın
Yeşim Güriş